17 Ocak 2012 Salı

çözemedim şu aşkın arabeskini

aşık olunca arabeske bağlama diye birşey var ve ben her aşık olduğumda adeta bir Müslüm Gürses, bir Hakan Taşıyan olup çıkıyorum. bunun neden olduğunu şu kadar yıllık hayatımda hala çözebilmiş değilim. sanki biri bana bişiler içiriyor ve kendime geldiğimde her yer karanlık, elimde tespih, omzumda beyaz ceketim, ''dünyeeağğ tersine dönse vazgiieeçmemm'' diye kendimi jiletleyecek kıvama çoktan gelmiş oluyorum.

geçen bizim bölümden bi kızla konuşuyoruz işte kız başladı anlatmaya. yazın evleniyomuş. çalışcakları yer, nerde oturcakları bile belli. ben tabi hemen kaşlar indi, aiiyyyy sesleri çıkarıyorum eriyorum yani bildiğin. laf aramızda sanki yavaştan başladı gibi böyle evlenenlere özenmek filan. ama ben işin daha çok gelinlik seçme, tek taş bakma, düğünü nerde yaparız yaae aşamasındayım. öbürlerini pas geçiyorum. neyse anlatmaya devam ediyor. biz diğer kızla makara yapıyoruz o sırada. ''kız elden gidiyo. bak görüyomusun evde kaldık anacım:/'' diye bi içlendik bi ah çektik. bi ara kendimi kaptırdım salak gibi şunu dedim kıza ''artık yazarsın ayakkabının altına adımızı;)'' hmm yazmamı mı istiyosun filan dedi kendince ağzımı yokluyor bişi var mı yok mu diye. yok anacım ben hala aşk acısı çektiğim bölümdeyim hala bitemedi bölüm diyemiyorum. neyse. sonra bana baktı ve öyle bişi dedi ki. kızı dinliyorum bakalım ne diycek diye, aynen şu sözler çıktı ağzından: yaa senin tivitlerini okuyorum ben de, acılı tivitler ehehe. orda benim surat bembeyaz. resmen aşk acısı çeken, ergen, loser bi imaj çizmişim. adaletin bu mu dünya diyorum içimden. bi yandan da kendimi tokatlamak istiyorum. gelen vurdu giden vurdu, bi de ben vurayım bari diye. sonra geçti. napiyim yani beni seven böyle sevsin.

bazı insanlar var böyle aşıklar mesela. onları görünce ben kendimi nazi kampında gibi hissediyorum. binbir işkenceyle, zorla beni aşık etmişler sanki. kahırbela, ömrümden ömür gidiyor, mecnun misali çöllerde sürünüyorum resmen. ama onlar napıyo? ''hayat çhok güsell!! ;)'' şeklinde sevgi pıtırcığı oluyorlar, midelerinde kelebekler dans ediyor, bıraksan kolbastı oynarlar o derece. ben işte o insanları gördüğümde aşktan da, hayattan da, herşeyden soğuyorum yeminle. hayır yani ben orda acıların kadını olmuşum dünya onların bilmemnerelerine minare valla. nassıl özeniyorum ama belli değil. zaten bakma, özendiğim için, onlar gibi olamadığım için burda sövüyorum. yoksa banane yani.

adamlar nerde bi oynak şarkı var onu dinliyor mesela. bense, normal zamanlarda Jamiroquai dinleyen insan, aşık olur olmaz Ümit Besen abime sığınıyorum. geçen abim böyle uzaktan durmuş bana bakıyor ''sen böyle bi kız değildin bi evden çık bu ne böyle akşama kadar arabesk dinliyosun'' dedi. o an ben bi aydınlanma yaşadım. ''noluyo lan bana! adam haklı beyler. ceketimi iliklerim, ustalara saygı RT pls'' dedim ve kapattım aşk hayatımın fon müziğini. buraya kadar iyi hoş da, için kan ağlarken dışından gülmek daha acı be usta. yani kafamda durmadan kanun sesleri, keman sesleri ağlarken, ben gülemem. olmuyor yapamıyorum. bilimadamları en yakın zamanda buna bi çare bulmazlarsa gidip atomları parçalayarak evrenin nasıl oluştuğunu araştırdıkları binayı bascam o olcak yeter yani!

15 Ocak 2012 Pazar

bana hediye bırak bütün kederleri ben ağlarım ikimizin yerine


son günlerde kendimde gözlemlediğim dokunsalar ağlayacak hallerim gözümden kaçmıyor. oturduğum yerde salak salak şeyleri aklıma getirip kafayı takıyorum. asla mantıklı olmayan şeyler için ağlayacak boyuta geldim. adın ne deseler ''üfff snane beee:'( !!1!!'' diycem resmen. az önce bulaşık makinasına deterjan koyarken gözlerim doldu. deterjan kapsülünün ortasındaki kırmızı topik düştü kırıldı ve kayboldu:'( içim burkuldu. yuvasından ayrıldı uzaklara gitti çok uzaklara ve ben onu bulamadım. kendime kızdım nedennn haa nedenn ona sahip çıkamadım o gitti ve bi daha dönmeyecek. benim yüzümdeeğğnn!! diye içimden kendime bağırdım çağırdım ortalığı birbirine kattım. ikiye ayrılmış kırılmış boynu bükülmüş annesi babasını makinanın deterjan gözüne koydum onlara veda ettim. ortalarındaki minikleri, evlatları, kırmızı topik artık yok ve onlar kırmızı topik olmadan yollarına devam edecekler. ben bu acıya nasıl dayanacağım..

nerde bi depresif şarkı var onu bulup açıp ağlıyorum. neler neler dinliyorum ama. bunu neden yaptığımı bilmiyorum. ''efkarım birikti sığmaz içime bin sitem etsem de azdır kadere gülmeyi unutan yaşlı gözlere mutluluktan bir haber ver dilek taşı'' dinliyorum şu an. sözlere bakar mısın. işte böyle şarkıları dinleyerek ''beni anlatıyor böhüüü:'('' diyip diyip höykürüyorum. hayır hayır depresyonda değilim sadece kendime işkence etmeyi seviyorum. niye çünkü salağım! gerçek bir salak! kalk gez toz ye iç dimi ama yok. bunları yapmayıp hayatın tokadını yemiş gibi iki gözü iki çeşmeyim. biraz önce feyste kızın biri ''buu düNyaaa o yokken eLbet döneCekk...bıRakın bıRakıN gitsin..'' yazmış benim yine gözüm doldu. fonda çalan şarkı aynen şu: ''seni yakacaklar benim yerimee seni Allah bile affetmeyecekk!!'' ah ulan ah. tutmasalar var ya gündüz gözüyle rakı sofrası kurcam ortaya o boyuttayım şu an. evdekiler de artık deli gözüyle bakıyolar eminim yani. böyle kendi kendine ağlayan bi tip düşün. durmadan arabesk dinleyen, odasına kapanan, odadan çıkınca da dizinin filmin en acıklı sahnesinin çıkmasını bekleyen çıkınca da onda kendini bulup kendine üzülen bi ergen oldum çıktım. saniyeler önce twitterda sevgililer günüyle ilgili bi tivit gördüm bu sefer de sevgililer günü için üzülmeye başladım. bana neler oluyor?!?!!

sadece uyumak ve yemek yemek istiyorum. geri kalan herşey gözüme aptalca geliyor. bazı kızlar var mesela. kafası o kadar rahat ki. kafa boş yani düşüncek bişi yok. düşündükleri tek şey kıyafetleri ve dinledikleri müzikler. onlar kadar boş olmak isterdim. bazen kafamda depresyondayım şarkısı çalıyor. ama depresyonda değilim, unutulmadım ve sevgilimden ayrılmadım(bir sevgilim bile yok anlıyor musun!!). benim bütün bu şarkıları dinleyip onlarla ağlamam, öyle olduğum anlamına gelmiyor. mutsuz olduğumu sanmıyorum, benimki huzurdan huzursuzluk çıkarmak, buna kısaca rahat batması diyoruz. ama bu böyle gitmez. benim en kısa zamanda silkelenmem lazım bunu biliyorum.

ERGENLİĞE DÖNÜŞ diye bi film yapmak istiyorum başrolde de kendim oynamayı düşünüyorum. valla çok iyi rol yaparım o role büründüm çünkü. hem paraya para demem. misler gibi. bide ödül törenine çağırdılar mı, hemen oscar almış havasına girerim. sahneye çıkınca söyleyeceklerim bile hazır yani bu kıyağımı unutmayın sevgili yetkililer.



ps. Alişan ve Demet Akalın için imza toplayan melekler benim için de bişiler yapın artık lan ayıp günah

9 Ocak 2012 Pazartesi

Aşk'ın adamı, aşık olduğum adam, Cemal Süreya...



neler söylenmez, neler yazılmaz ki.. lakin hiçbiri anlatamaz Cemal Süreya'yı.

Siz iyi ki doğmuşsunuz, iyi ki varmışsınız üstad. Nasıl sevileceğini, sevginin aşkın nasıl olması gerektiğini öğrettiniz. Ben her zaman Sizinle rakı içip aşktan yakınıyor, umutsuz aşklarım için karşınızda ağlıyorum. Aşk için ağlamaktan utanmıyorum, bunu bana Siz öğrettiniz. Siz hep benimle, yanımdasınız. Aşksınız siz, kalbinizden tanıdım Sizi…

kavuşacağız Sizinle, bilirim.

huzurla uyuyunuz.

7 Ocak 2012 Cumartesi

erkekleri itici yapan detaylar

şu internet icat oldu olalı mertlik bozuldu azizim. herşeye kolay ulaşıp çabuk vazgeçiyoruz. bir şeye bağlanmak artık zor hale geldi. eskiden herif kadının kapısında yatıyormuş, serenatlar yalvarmalar.. dağları delen mi dersin, çöllere düşen mi. peki ya şimdi? günümüzde böyle erkek maalesef artık yok. biz kızlar da toplanıp tek taşımızı kendimiz alıyor, ''kendimi bunun için mi yorucam ben kalbimi bunun için mi kırıcam ben'' diyor, ya da ''kapı açık
arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık''
diye atar yapıyoruz ama sor, içimizde yangınlar yanıyor. dışımızdan güçlü görünüp içimizden kan ağlıyoruz. herşeyin nesli tükendiği gibi, erkeklerin de o eski halinden eser yok şimdi. 21. yy'da mecnun gibi, kerem gibi, ferhat gibi, romeo gibi bir sevgilisi olan kız varsa ona seslenmek istiyorum burdan: tut onu sakın bırakma. onu bulamayanlar var bak. nimet o nimet.

neyse öhöm. hal böyleyken, bir erkek itici olmayı nasıl başarır şimdi bunu ele alacağız.


işte bir erkek 10 adımda nasıl itici olur:


1. bir erkek bütün kadınların kendisine ölüp bittiğine kendini çok kaptırıp göğsü kabarmış bir şekilde yaşıyorsa, o erkek iticidir. net. üstelik o erkek yakışıklı değilken kendini yakışıklı sanıyorsa o bin kat iticidir. hele ki ortama bir kız girince bir triplere girer ki düşman başına.

2. dozunda metroseksüellik candır ama aşırı bakımsızlık iticidir. giyimi kuşamı düzgün olmayan, temiz ve bakımlı olmayan ve güzel kokmayan, ayrıca tarzı olmayan erkek iticidir. herşeyi kadınlardan beklemeyin yani, erkek dediysek ayı olun demedik.

3. çok sulu, çok yılışık ve alakasız biçimde durmadan espri yapmaya çalışan erkek kesinlikle iticidir. cem yılmaz değilsin ki nedir bu özgüven.. saman gibi oturun demiyoruz ama yavşaklığın lüzumu yok. ortasını bulmak gerek.

4. kadını erkeği genci yaşlısı, insan dediğin güleryüzlü olmalı. bu yüzden, öküz gibi bön bön bakan, suratsız meymenetsiz, ve suratına bakınca hayata dair bütün umutlarını şroloğğp diye emen erkek iticidir.

5. durmadan yaptıklarından bahseden erkek, çok iticisin dostum! anladık terfi ettin, yeni araba aldın, çok para kazanıyorsun, hatta patron oldun ama 24 saatin 23 saati bunlardan bahsetmen hiç hoş değil. erkek olma demiyorum, hobi olarak yine yap ama kültürden sanattan anlamıyorsan yaptıklarının hiçbir önemi yok.

6. kadına değer vermeyen erkek, itici olmakla kalmayıp insan olmayı bile başaramamıştır. azalarak değil, tek celsede bit, neslin tükensin.

7. olur olmaz her dakika küfreden erkek, burası maç değil, iticisin nokta. maç demişken, fanatik erkek iticiliğin doruklarındadır. gözünü seveyim fanatikliğini de al git.

8. söyleyecek iki satır anlamlı sözü, hayata dair bir felsefesi olmayan; işi gücü kadınlar, tavlamak, aynı anda birkaç kızı idare etmek olan piç diye tabir ettiğimiz, kendini casanova sanan ya da ıssız adam havalarında gezen erkek, iticisin.

9. bunda çok ciddiyim: müzik zevki olmayan erkek benim için iticidir.

10. bir kadının kalbini nasıl kazanacağını bilmeyen ve bunu düşünmeyen, ayrıca aşıkken itiraf edemeyen ve romeo olamayan erkek, tek kelimeyle iticisin.

6 Ocak 2012 Cuma

romeo diye birşey yok!

ne şarkılar dinledim seni düşünerek, her baktığım yüzde seni gördüm birilerini sana benzettim bi tek seni göremedim bi sen yoktun, uykusuzluğum oldun sonra uykularıma geldin derken çoğu kez uyanmak istemedim rüyam yarıda kalmasın diye. hep mutlu bir son bekledim... ama sen mutlu sonu bana çok gördün. zaman çok çabuk geçiyor, ama zaman bir seni bana getirmiyor.

varlığını da üstüme alındım yokluğunu da. ben kaç gece sırf senin için ağladım, seninse hangi cehennemde ne haltlar yediğini hiç bilmiyordum. ben buna mecbur muyum söylesene.

hiç işaret yok, hiçbir şey yok. benim neyim olduğun hakkında hiçbir fikrim yok. senin neyin olduğumu hiç bilmiyorum. benim gerizekalı sevgilim, hiç mi sevmiyorsun beni bırak bu odunluğu. denizde açılır gibi açıl bana. dök içini. sen beni deli etmek mi istiyorsun hayır yani bileyim de ona göre şeyapayım. yani sonuçta delireceksem adamakıllı bi şekilde deliririm, ne o öyle kim vurduya gider gibi. beni seven ama sevmiyormuş gibi yapan bi adam için mi deliricem yani. boşversene. hangi yüzyıldayız, artık herşey o kadar kolay ki. adamın eski sevgilileriyle oynaşmadığı ne malum. ya da aynı anda birkaç kızı idare ediyordur belki de. nasıl güveneyim lan. arkamdan gülüyodur belki ''ahahaa sazana bak:D'' diyordur belki pff:/ belki de gaydir, ne bileyim gay değilmiş gibi yapıp gay olan ama gay görünmek de istemeyen biridir. belki de hastadır, evet evet hasta ruhludur nerden bileyim. kızları kendine aşık edip sonra siktir olup giden bi piçtir. yerim senin casanova halini tavrını, casanova bile senin kadar şerefsiz değildir pislik!

ben mi kuruyorum acaba? ne bileyim sıradan, normal bi erkek işte. akşam evine dönen, üzerini çıkartıp annesinin yaptığı yemekleri öküz gibi yedikten sonra oturup kuzey güney izleyip mandalina soyan bi salaktır büyük ihtimalle. neden bu kadar büyütüyorum ki? oturup böyle mal gibi kafamda kurmama hiç gerek yok. evet ya, bu adam sıradan bişidir işte. bildik, tipik bir odun işte. odundan romantiklik ya da adamlık beklemek de saçma yani(odunlara da haksızlık oluyor bu arada. sonuçta odun bir işe yarıyor dimi. o değil de odunlar bi gün ciddi ciddi toplanıp eylem yapcaklar hep birlikte bana doğru koşcaklar diye korkuyorum lan). bu zamanda bir romeo beklemek gerçek bir aptallık. romeo artık yok bunu kafama soksam iyi olacak. oturup adam gibi finallerime çalışmam gerekirken böyle ergen gibi ''yok efendim neden bişi olmuyomuş da, herif odun muymuş da.. aa yoksa seri katil mi, 875. cinayeti ben mi olucam yoksa, olamazz! ya hiç kimsenin bilmediği öldürme teknikleri varsa.. yoo hayır ölmek istemiyorum daha çok gencim'' diye senaryolar yazıyorum. sonuçta katillerin çoğu gayet de masum tipli adamlarmış. bu da çok gerzek bişi sonuçta, neden olmasın..


neyse neyse. bu kadar saçmalamak yeter. yemişim romantikliğini de odunluğunu da. seven adam bi dk durur mu yahu ben burda ne zırvalıyorum. benim paşa paşa durumu kabullenip kıçımın üstüne oturup üstüne bide bi bardak soğuk su içmem lazım.

3 Ocak 2012 Salı

kadınlar erkekler ve ilişkiler...

kabul edelim hiçbirimiz ilişkilerden anlamıyoruz. bir ilişkiye aslında hiçbir şey bilmeden başlıyoruz. istediğin kadar 'skor'un olsun yine toysun.
daha önce birçok ilişkin olmuş olabilir ama hiçbir insan aynı değildir. bu yüzden her ilişki farklıdır. eski ilişkinle yeni ilişkini kıyaslamak da yanlıştır. yani napıyosun, hemen o ''ben biliyorum''ları unutuyosun. yok öyle bi dünya. hiçbir zaman olmadın ki sen, onu da nerden çıkarıyorsun.

diyelim ki bir kadın bir adama fena yanık. herif onun sevgilisi olsun istiyor. adamın haberi yok tabi. kadın istiyor ki adam kendi çözsün bunu. yani sonuçta kalkıp adama 'senden hoşlanıyorum' diyecek hali yok. gel zaman git zaman karşısında adam kapı duvarsa, hala hiçbir tepki yoksa, saman gibi duruyorsa kadın için o adam artık 'odundur!' başka çaresi yok.

gelelim erkeklere. özellikle günümüzde artık erkeklerin 'kadınlaştıklarını' görüyoruz. nasıl mı? eğer ki az biraz kendini yontmamışsa mümkünatı yok gidip hoşlandığını söylemiyor. ve biz kızlar ne yazık ki kendimizi paralamakla kalıyoruz. yani eskidendi öyle 'önce erkek adım atsın'cılık. maalesef erkekler kadın erkek eşitliği deyince artık sadece bunu anlıyorlar. hadi bakalım artık kızlar adım atsın madem eşitiz diyorlar. kadın adamın hoşlandığına her iddiasına girse de adam kesinlikle kadından bir ışık bekliyor. trafik ışığı mıyız olm biz, geçiyosan geç işte hayret bişi. seviyosa gidip konuşan erkekler yok mu tabiki var. onlar var ya onlar, delikanlılar onlar, erkek diye ben ona derim işte. ama ne yazık ki nesilleri günden güne tükeniyor. son kalanları kapmak, hiç bırakmamak lazım kızlar, onu bulamayanlar var.

diyelim ki bu birbirinden hoşlanan kadın ve erkek sonunda birbirlerine itiraf ettiler. oh be rahatladık! nerdeee.. adam hala 'odun'. bu kez de ilk mesajı kızdan bekliyor. tabi kız da adamdan. ikisi de sıyırıyo artık. hadi lan diyip sırf sinirden ve gıcık olduğundan atıyor o ilk mesajı da. belki de aynı anda atıyorlar. ama sonra artık kafalarına göktaşı mı düşüyo noluyosa boyut değiştiriyorlar. o taktikler, kendini geri çekmeler, aman o arasın o mesaj atsınlar yerini spastik bir görüntüye bırakıyor. bide ilişkinin ilk zamanlarıysa özellikle telefon konuşmaları acayip iğrenç bir hal alıyor.

-aşkığğmm öncee seeann kıpaattt.
-hıyırrrr önce seeeğğnn(düşün erkek bile ne hallere düşüyo lan)
-hıyır yaaa seaann kıpatt


bir ilişkide başarılı olmanın en büyük anahtarı kendin olabilmek. bence bir ilişkiye başlıyorsan bütün egolarını kapının pardon ilişkinin dışında bırakcaksın. bir ilişkiye ne zaman kendini beğendirme arzusu, olduğundan daha mükemmel görünme telaşı, karşındakini avcunda tutmak için çırpınışlar girerse o ilişki asla mükemmel olamıcaktır. hep biraz eksik, hep yarım yamalak, gerçek olmayan tamamen sanal ve sahte birşey çıkıcak ortaya. ve tabi kaçınılmaz son: ayrılık. ilişkinin başında bunu herkes yapar ama bi noktada bırakmak lazım. ilişkideki sen gerçek sen değil ya, o ilişki de gerçek bi ilişki olmaz.

bide fazla mı abartıyoruz acaba ilişkileri? bizi buna iten sebepler değişir elbette ama abartmamak lazım. karşımızdakinin de bir insan olduğunu unutmamak lazım. ve onu seviyorsan eğer çelişkili davranmamak lazım. gerçekten sevdiğine inanıyorsan hiç vakit kaybetmeden git ve ona bunu söyle. nereye kadar tutacaksın içinde evladım. hadi bakalım mutlu mutlu olun emi. ben de mutlu olayım artık lan:(




p.s. klasik ama gerçek: seviyosan git konuş abi.

31 Aralık 2011 Cumartesi

2011'e veda ederken...

2011 sana laflar hazırladım olm, ama yazmıcam merak etme. asaletimi koruyicim bebeyim. koskoca bir seneyi daha yemişiz vay be. düşününce, biz ne kadar pisboğazmışız böyle. 365 gün yahu yalayıp yutmuşuz. tabağı silip süpürdük resmen!

arkana yaslan ve düşün...
çok hızlı geçti şu 1 sene dimi? evet, bana da öyle geliyor. sanki birisi hızlı çekimle ileri aldı, 2010'a sanki dün veda ettik gibi. her ne kadar çok hızlı geçmiş gibi dursa da neler neler yaşadık şu 1 sene. kimimiz aşık olduk, elele tutuştuk, öpüştük, ve sonra ayrıldık. kimimiz yeni bir işe girdik, artık ayakları yere basan bir birey olduk, kendi paranı kazanmanın hazzını yaşadık. kimimiz hayatının aşkını buldu, ben daha önce hiç aşık olmadım, ben bu adamla/kadınla evlenmek istiyorum dedik. kimimiz anne olduk, kimimiz baba. kimimiz mezun olduk, kimimiz üniversiteyi kazandık. her ne olduysa oldu ama birşeyler oldu ve biz büyüdük. çoğu zaman hatta her zaman büyümeye karşı olan, ölene kadar çocuk olduğuna inanan biri olsam da şunu biliyorum, bizi büyüten şeyler var ve bir şekilde büyüyoruz. bu 1 sene de beni, seni, bizi, hepimizi büyüttü. tıpkı 2012'nin de büyüteceği gibi.

ben çok meraklı bi insanım. 2010'da diyodum ki, yaa acaba 2011'de nolcak? nolcak yine yaşıycaz işte. yine uyuyup uyanıcak, yemek yiyip duş alıcak, okula gidip eve dönüceksin. ama sanki çok büyük şeyler olcakmış gibi, yada büyük şeyler olsun istediğim için meraklı melahat oldum. bu sene pek öyle değil. yani sonuçta anlamsızmış onu görüyosun.

noel ağacı süslemedim, sims'tekini saymazsak. hiç düşünmedim de. evet çok ışıklı, süslü püslü ve şeker bişi ama gereksiz buluyorum. 2011'e veda ederken, 2011 içinde sahip olduğumuz, kaybettiğimiz, pişman olduğumuz, memnun olduğumuz şeylere ve tanıştığımız, yollarımızı ayırdığımız insanlara da veda ediyoruz. insan her gün değişiyorken koskoca 1 sene nassıl değişiyor var ya. umarım alınacak dersleri almışızdır. ne dersen de, yine aynı hataları yapıcaz çünkü insanız ama yaptığımız hatayı da hiç değilse içimizden geldiği için yapmışızdır umarım. ve umarım milyon kere yaptığımız hatayı salak gibi yine yapmayız. o kadar da değil.

her sene olduğu gibi listeler yapılmaya başlandı. 2012'de şunları yapıcam, şunları asla yapmıycam şeklinde. plana programa asla uyamayan biriyim ben. robot muyum nan ben diyorum. tamamen içinden geleni yaparak, spontan bi hayat yaşamak, düpedüz göçebelik. ama şikayetçi değilim. ha liste yapmadın mı dersen tabiki yaptım. ama 2012'den dilediklerimin listesini yaptım. söylemek istediğim, yani şimdi kalkıp 2012'DE YAPACAKLARIM VE YAPMAYACAKLARIM diye bi liste yapsaydım bile biliyorum kağıt üstünde kalıcak, asla uygulanmıcak. eğer siz de benim gibiyseniz, takmayın derim. tamam formalite icabı gene liste yapın ama kasmayın valla bak, olan olcak zaten.


2012'ye saatler kala, biz yine beklentiler içine gircez orası kesin. şimdi hevesinizi kırmak gibi olmasın ama boşuna heyecan yapıyoruz ya neyse. haa bu arada piyango bana çıksın lan onun bile listesini yaptım bak çok ciddiyim. bide aranızda ciddi ciddi noel babayı gören olursa selamımı söyleyin. ama bana uzak olsun pilis, korkuyorum öyle böyle değil. neyse. hadi bakalım güzel bir sene olsun. aşk isteyen hayatının aşkını bulsun, terfi isteyen patron olsun, para isteyen zengin olsun. çok orjinal ve deli bir yıl olsun! hepimiz için mutluluk olsun..

mutlu yıllar^_^

24 Aralık 2011 Cumartesi

misafir denen şey sen çok gereksizsin!

hepimiz ikiyüzlüyüz.

eve misafir gelir. adettendir önüne bişiler getirirsin. ''inan yeni yedik geldik. vallaha bak sofrayı bile kaldırmadık. hatta bulaşıkları bile yıkamadık hemen geldik'' der ama içi kıyılıyordur, önüne bok koysan yer. ama yalan söyler.

ev sahibi yüzlerine güler:
''yaa hiçbir şey yemedinizz.''
ama gözleri fıldır fıldır, içinden küfürler eder, eeh kalk git artık evine der. önlerini doldurur yiyecekle ama gel gör ki her lokmasını sayar. ''hmm tabağını bitirmedi, öküz sanki senin artığını yiycem. yiyosan ye işte ne yarım bırakıyosun ki.''

en cömert ev sahibi bile olsa misafirine ikramları hep karşılık bekler. ''ben bu kadar kendimi yırttım hele bi evine geldiğimde önümü donatma sen o zaman görceksin gününü!''

çocukluğumdan beri misafir denen şeyi sevemedim. misafirliğe gitmekse hep benim için eziyetti. bi tek işte çocukken şey diyodum ''annee hani bi kadın var oğlu çok tattlıı onlara gidelim.'' muhabbetim buydu yani. onun dışında eve gelen misafir benim için canımı almaya gelmiş azrailden farksızdı. hala öyle. bunları şu an evde misafirler varken yazıyorum bu arada.


Dünyanın en pislik şeyi misafir çocukları

işin bide misafir çocukları boyutu var onu unutur muyuz hiç. yeryüzünün en gereksiz, en pis, en gerizekalı çocukları misafir çocuklarıdır. benim gibi çocuk hastası insan bile bunu söylüyosa artık sen anla. o çocuklar kendi eviymiş gibi bi çıldırırlar, yediklerini yere döker, pencerelere elini sürter, yere tükürür, koltukları çimdirir. çocuk değil King Kong anasını satayım. içine şeytan girmiş sanki gerizekalı. çocuğu uslu tutmaksa evin kızı yada oğluna kalmıştır.

-kızım/oğlum çağırsana çocuğu yanına. canım git hadi ablanın/abinin yanına bak bilgisayar var sana oyun açıcak

allamm bu bir işkence! ben orda çok önemli bişi yapıyorum. sims oynuyorum twitterda sörf yapıyorum feysbukta iletisine ''sağ elimi solumla avuttumm:('' yazan insanlara gülüyorum işim başımdan aşkın. bide elin piçini mi susturcam hey allamm desen de elin mahkum, hele bi yapma da gör anneden gelcek zılgıtı.

-gel cınım gel(dişini sıkar. sinirden kendini tırmalar. gel canım gel nasıl katil olunur sana uygulamalı olarak anlatıcam)
-anneeeeğğğ kolumu sıkıyoo buuu.
-aaa hiç olur mu öyle şeyy gel ben seni çok seviyorum!!!
-ühühüğğğ yaa bıraağğkkk bööööüüğğğ

çocuğa güya oyun açıcaktın. çocuk yanında sen nette takılmaya devam edersin o da spastik gibi seni izler. bi süre sonra sıkılıp içeri gider, bu defa anne gelir

-çocuğum misafirlerin yanına niye gelmiyosun kapattın kendini odaya. bak çocuk da sıkılmış neden oyun açmadın
-üff anne yaa banane otursun işte sizinle hayret bişi

saniyeler sonra çocuk tekrar gelir. annen de orda olduğu için mecburen kraloyunu açıp bilgisayarı çocuğa verirsin. annen gider. roller değişmiştir bu kez oturup spastik gibi izleyen sensindir. kendi kendini yiyip bitirirsin salağın biri gelip bilgisayarını elinden aldığı yetmiyormuş gibi nasıl mutlu bide şerefsiz. yapcak bişi yok sen de kalkıp portakal soyarsın.


sonunda giderler. kendi bulaşığın pisliğin dağınıklığın yetmezmiş gibi elalemin artığını pisliğini, bide kendilerinin küçük versiyonları olan gerizekalı çocuklarının bulaşığını temizlersin. şu yaşıma geldim hala misafirlik denen şeyin neden varolduğunu bilmiyorum. misafir denen şeyi bulan adama burdan küfürlerimi arz ederim.

23 Aralık 2011 Cuma

eğer umrunda değilsem bu senin aptallığındır

senden nefret edebilirim her an. sevgimden öldürebilirim de. ayı yavrusunu severken öldürür çünkü. ama bu kez nefretim sevgimden daha çok. sen tabi her zamanki gibi bunları bilmiyorsun.

takıntılısın dediler, kafayı sıyırmana az kalmış dediler, bu kadar saçmalama dediler. deli gibi davrandım. biliyorum ben seni çok abarttım. seni anlattığım herkesin gözünde tam bir kaçığım! bu yine senin umrun dışında. 'kaçan kovalanır' zırvalığına öyle kaptırmış gidiyorsun ki, çıkıp gözünün önünde bi dama çıkıp ''TUTMAYIN BENİ!'' diye bağırsam gülüp geçiceksin ve ben, kendimi parçalasam bile senin buna yalnızca gülüp geçecek olmandan nefret ediyorum. hayır hayır elbette sen de hoşlanıyorsun benden. her iddiasına girerim. seninki basit bi ego müsameresi yalnızca. egona bu kadar hapsolma tatlım, hepimiz insanız. işlerini yaparken, öğle arasında acıkıp yemek yemek isterken, işten eve dönerken, ya da aynaya baktığında aklının ucundan bile geçmiyorsam eğer, bu benim değil senin aptallığındır. ben günlerdir hasta yatağımda ölümü bekleyen ihtiyarlar gibi zavallı gibi aptal gibi seni düşünürken senin umrunda değilsem bu benim değil senin aptallığındır.

oturup bildiğim tüm küfürleri edebilirim sana. hakedip haketmediğin değil konumuz. konumuz senin düpedüz odun olman. ne zaman akıllanır, ne zaman aptal egondan yorulup soluklanıp olanları görürsün bilmem. bildiğim, o güne kadar bu dükkan sana kapalı. tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı olabilir ama ne ben kürkçüyüm, ne de senin dönüp dolaştıktan sonra gelebileceğin biri. bu yazıyı okur musun bilmem ama eğer okursan evet sana yazdım ve evet çok daha fazlasını yazabilirdim. sadece yorgunum, bu yüzden bu gece hepsi bu.




artık ne yaptığın ve nasıl olduğunun benim için bi önemi yok. ve biliyor musun sevgilim umrumda bile değilsin.

16 Aralık 2011 Cuma

sen ne pis bişeysin Kırismıs

yılbaşı denen zırvalığı kim bulmuşsa gidip omuzlarından tutup ''neden haa nedeenn!!'' diye bi silkelemek kendine getirmek istiyorum. çünkü çok salakça bişey. daha 15 gün var ama mağazalar alışveriş merkezleri filan havaya girdi bile. ıyy her yerde çam ağaçları, çam ağacı şeklinde bişiler bişiler, tuhaf tuhaf sesler çıkaran değişik hareketler yapan korkunç noel baba oyuncakları(evet lan o oyuncaklara öyle bi ses kaydediyolar ki yanından geçerken bi anda korkudan hoplayabilirsin), her yer kırmızı böyle. hiçbir yılbaşı kafanızdaki yılbaşı gibi olmaz bi kere. merak etmeyin kar filan da yağmıcak. ''bunlar tamamen hayal ürünü, kapitalizmin kandırmacası'' diycem ama sanmayın ki yaşlandım, sanmayın ki içim geçmiş. yaş ilerledikçe insan bi ayılıyor açıkçası, yılbaşıymış doğumgünüymüş bunlardan bi cacık olmadığına.

yeni yıldan herkes başka başka şeyler diler. çoğu benzer şeylerdir: hayatımın aşkını bulayım, zayıflayayım, çok süper arkadaşlarım olsun bol bol gezeyim, bi anda trilyoner olayım falan filan. sanki yeni yıla değil de bi uzay aracına biniyoruz da gözümüzü açtığımızda bambaşka bi yerde olcaz. evet biz insanlar bu kadar hayalperestiz işte. türkiyede yaşıyosun ne Christmas'ı, ne noel babası desem de, kendimi bildim bileli bi yılbaşı, bi kırismıs, bi noel baba gerçeği var. hayır bide noel baba denen herif bildiğin dede yani. 90 yaşına gelmiş, üflesen ölecek o adamdan sana ne hayır gelir yahu. bide at hırsızı gibi bi tip zaten, çat diye evde karşıma çıksa düşüp bayılırım yeminle.

yeni yılda hayatımın aşkını bulmak gibi bi arzum yok çünkü buldum bile. zayıflamak dersen evet 1 ocak sabahı 1 beden incelmiş olarak gayet de selülitsiz göbeksiz simitsiz 5 kilo eksik bi insan olmak istiyorum. ama bunun yeni yılla bi ilgisi yok ben yıllardır bunu istiyorum. çok uç dileklerim yok yani çünkü alt tarafı 2011'in sonundaki 1 hoop 2 olcak başka da bi esprisi yok. hem zaten cidden salaklık abi yeni yılda hayatının baştan aşağı değişeceğine inanmak yada bunu istemek. bi kere onca yılbaşı yaşamışsın, oldu mu hiç öyle bişi, yok. 1 ocakta kalkmışsın sen yine aynı sen, yine aynı yerde uyanıyosun filan. e ne diye hala inat ediyosun ki. bilmemkaç yıl yaşamışsın bi değişiklik olmamış da 1 günde mi bambaşka olcak herşey, külkedisi mi nan burası. neyse inanan inansın ona bişey demiyorum ama ufak at da civcivler yesin.


yeni yıla nasıl girersen..

yılbaşı gecesi planları da ayrı olay. yeni yıla nasıl girersen öyle geçermiş inanışı var tabi onu es geçemeyiz. tam 10dan geri sayarken tuhaf tuhaf şeyler yapan insanlar o kadar çok ki. bi arkadaşım tam geri sayılırken sevgilisiyle en azından o sene ayrılmasınlar diye hemen sevgilisini aramış. kendince bi sigorta yapmak istemiş yani. ama noldu, ayrıldılar. kaçınılmaz son. bu hiçbir şey, daha ne örnekler var.

ben mesela o kadar salak bişey yapmıştım ki. bundan birkaç sene önce yine böyle 10-9-8 diyolar ben hemen koştur koştur kitaplarımı aldım yayıldım koltuğa tam 3-2-1 dediklerinde kitap okuyomuş gibi yaptım. niye diye bi sor. çünkü hani şimdi yeni yıla kitap okuyarak gireyim ki tüm yıl böyle kitap okuyan entel bişi olayım dedim. oturma yerlerinizle gülebilirsiniz izin veriyorum. bu sene ama öyle dandik dundik işlere girişmeyi düşünmüyorum. hiç de ''yıaa yeni yılda bi yerlere gideliimm bişiler yapalımm'' olayında değilim. gayet de oturup fıstığımı alıp romantik bi film takıp izlerim. portakalımı soyarım başucuma koyarım budur yani. salaklığın lüzumu yok. yok dansöz çıksın, denizden babam çıksın, pastadan ebenin körü çıksın filan ohoo geçiniz lütfen. büyüyelim biraz.
çam ağacı süslemek, 'yılbaşı alışverişi' adı altında triplere girip tüm paranı kırmızı giysilere takılara kırmızı olan ne varsa onlara harcamak sonra hiçbirini beğenmemek, her yere ''yeni yıl geliyeorrr:D'' yazmak(aa yeni yıl mı geliyor bilmiyodum canım ya çok sağol), kırmızı don giyersen şansın artar, şunu yaparsan şöyle olur gibi saçmasalak şeylerden arınırsak daha mutlu olucaz.

üfff şimdi işin yok 15 gün bu zırvalıklara katlan, hiç çekemiycem valla. kendimizi de eve kapatamayacağımıza göre, başa gelen çekilir diyip dışımızdan gülüp içimizden kan ağlıycaz yapcak bişi yok.



ps. yeni yıla nasıl girersen öyle geçer diye diye yeni yıl size girecek benden söylemesi.