13 Ocak 2011 Perşembe

istanbul git ankarayı bul


araya ayrılık girmesi fena. ben de oturdum bi sigara yaktım. evdekiler evde değillerdi, bu yüzden döndüklerinde en ufak duman kokusu almasınlar diye pencereyi açtım sonuna kadar. ama geldiklerinde, ne yaparsam yapayım o kokuyu alıcaklar. ne yaparsam yapayım çıkıp gelmiceksin şuan.
ankara. uzak yer. istanbul da yakın değil bana. kendimden uzağa gittim son bikaç gündür. hah, evet 5 gün olmuş.
belki öldüğüm haberini alsan, yine dönmeyeceksin oralardan. inatsa inat. kesinlikle öylesin. ama sana kızmıyorum. seni anlıyorum yine de biliyor musun. bazen sana kızdığımda, aslında kendime kızıyormuşum da, bi an seni kendim sanıp da öfkeli kelimelerime küskünlüğüme gri kanatlar takıp yanına yolluyormuşum. zaman geçiyor. zaman demek, gitgide daha alışmak. alışıyo insan iyi kötü.
ama özledim. seninle konuşmasak da 1,5 gündür, beni çok kızgın bi halde kendimi burada yiyip bitiren bi halde bıraksan da, haklı ya da haksız umursamasan da.
depresif şarkılar açıp duruyorum. ama günde 1 sigaradan fazlasını sen gelinceye kadar kendime yasakladım. dönünce zaten beynimi yiyosun içme içme diye. sanki sen ben içme diyince bırakıyosun da. halla halla. hayret bişey.
ayyyy böyle bi yazı yazabileceğimi yazıya başlarken bile bilmiyodum resmen. ama berbat. halim gibi.

10 Ocak 2011 Pazartesi

sensiz saadet neymiş tattım bilirim ki


kimse değil özellikle annem çok iyi bilir. temizlik; kanlı bıçaklı düşmanım, kan davalım, mahallede top oynarken nasıl becerdiysek balkonuna kaçan topumuzu keseceğini söyleyen deli kadın, tam ısındık kaynadık kaynaştık derken annemizin hoop diye eve çağırmasıdır benim için. hiç mi sevmedim, evet hiç.
bazı kızlar vardır böyle, adımını yere attığı dakikadan itibaren evinin kadını olmayı düşleyen, büyüyünce ne olcan sorusuna 'temizlik yapceemm' diye manasız bi cevap veren. onları hiçbir zaman anlayamamış olmak bi yana da, bana hep mi komik geldiler, istisnasız her defasında evet.
tamam hepimizin küçükken bebeği oldu. hepimiz, cansız olmadığına kendimizi öyle bi inandırıp o bebeğe annelik yapmaya uğraştık ki. çok masum ve sorumluluk almayı seven. kendi saçımı taramazdım o bebeğin saçı her sabah uyandırdığımda güzel olsun isterdim. okuldan yorgun gelince leş olmuş önlüğümü çıkarmadan hoop bebişimin yanına koşardım üstü başı ne halde altını pislemiş mi diye. bi de anne olucam, kaç defa bebişimin minnacık şirin elbisesini kendi ellerimle pislettim. düşün ağzı kapalı, gerçek yemek kaşığını alıp çorbayı içirmeye çalışıyorum böyle. hatta galiba sırf bana inat yapıyo da yemiyo, ya da tam bana çekmiş, o yaşta diyete mi girdi ne, niye yemiyosa diye çıldırıp falçatayla caarrt diye ağzını yırtmıştım. ama normal görüyorum şuan o psikopatlığı. çünkü o günlerde tvde ayşe teyze diye bi kadın vardı. çocuk beynimizle izlerdik biz de carrtt diye çamaşırları yırtıyolardı falan. çok ayıp. şu an düşününce, tebessüm etmeden duramıyosun. tamam konumuz bu değil. ama aslında var bi bağlantısı temizlikle. anaç insanların temizliği sevdiğine inanıyorum. ama kendimi bu kategoriye sokmuyorum kesinlikle. konu anaçlıksa anacım anacım.
neyse fabrika ayarlarına geri dönüyoruz.
ya hiç bilmiyorum nasıl sevileceğini temizliğin. bildiğin, kılı akarı kokarı pisliği falan süpürüyosun siliyosun havalandırıyosun. süpürüyosun içine çekiyosun, siliyosun aynı yerde kalıyo, bi hareketlenme bi yerinden kalkma olmuyo o kılda tüyde. havalandırıyosun üstüne başına bulaşıyo o toz o pislik. tamam çözümsüz çaresiz bişey değil temizlik yaptıktan sonra senin kirlenmen ama neden durduk yere toza bulanasın.
misal, bulaşıkları makinaya atmak birçoklarınca temizlik sayılmayabilir. günlük ritüel. lakin benim adıma, oturduğun yerden kalkıp bişeyi bi yerden kaldırıp öbürsü(bu lafı çok sevdiğimi söylemiştim) yere koymak temizlik demek. ki toz almak da aynı şey değil de ne yani. tozu bi yerden alıp bi yere götürüyosun. kargocumuyum ama ben. cık. bu yüzden sıcacık kurulduğum yerden beni kaldırıp ''şunu al şuraya götür, şunu kaldır şurdan..'' falan dendiğinde temizlik yapasım geliyo aslında bunu çok dürüstçe söylüyorum şuan. ama söyleyeni temizleyesim geliyo. yani yaşadığım sürece seveceğim ve yapacağım tek temizlik aktivitesi bu olacaktır.
deli oluyorum temizlik yaptığım dakikalarda. bugün mesela, ben orda mutfakta yerleri siliyorum falan baktım abim içerden sesleniyo bıdı bıdı. allahım nasıl fitil oldum. bi bağırdım tüm apartman durduk yere zelzele yaşadı. gerek yok yani orda ne ben temizlik yapayım ne temizlik yaparken benle iletişime geçilsin. çok anlamsız. gerçekten. ha tamam insanız, çok mecburuz fazlasıyla elimiz mahkum yaşadığımız yeri temiz tutmaya. ama ben bu çok zaruri hayati yüklemle meşgulken kimse gelip benim yüzüme bile bakmasın. katil olmak istemiyorum. lütfen. adımı soran olursa dananınanı derim. yaşın kaç de anında dalarım. çok rica etmiyorum yalvarıyorum. yapmayın böyle.
zaman içinde birçok şey değişir. değişmeyen nerdeyse hiç yok gibidir. insanlar da aynı kalmaz. hem de hiç. bu yüzden vardır elbet, öyle çok uzaklara gitme 2 yıl öncesine kadar çok pasaklı olup da şimdi nefes alsa kendi nefesinin ortamı kirlettiğini düşünen insan efendiler. ama her iddiasına girerimki ben hiçbir zaman temizlik sevemicem. çok mucize, çok inanılmaz bişey olur, kainatta herkes beni protesto etmeye kalkışır ve koca evrende bi tek benim temizlik yapmam gerekir. iş öyle bi boyuta gelir ki hani ben temizlik yapmazsam tüm insanlık ölecek öyle diyim. son arzun ne diye sorsunlar bi zahmet. aynen şunu derim: yae kıvrılalım şuraya, erkek olun nan biraz ölmekten korkuyosunuz. hadi ışıkları kapatıyom sizde kapayın gözünüzü ben de şimdi geliyom.

ps.üstümden her defasında 85 tane kamyon geçmiş gibi yorulunca temizliği sevseydim şizofren olmam gerekirdi. Sevmedim sevemedim sevemem ki.

9 Ocak 2011 Pazar

Cemal Süreya'ya...



Hangi şiirinizi yazsam diğerinin hatrı kalacak. Diğerini yazsam ötekinin boynu bükük. Hem ben, Sizin kadar usta değilim üstadım kelimeleri önümde diz çöktürecek denli. Kusurumu bağışlayınız.

Oralarda ne şiirler yazdınız, biliriz. görmeyiz fakat biliriz. Gün gelir, biz de elbet görürüz. Ve elbet, ve tabii, Siz de bakarsınız görürsünüz bizi. Şiir yazarız ama şair değiliz. Şair diye size denir.

Yazacaklarım çok. Lakin huzurunuzda söyleyeceklerimle, daha doğrusu çelimsiz kelimeleri elele tutuşturup birşeyler söylemeye çalışmalarımla şahsınızı sıkmayı hiç mi hiç istemem.

Sanki bir gün oturtup beni karşınıza, ''Bak evladım. Böyle olmaz. Yazmalısın daha da. Şiir uslanmak nedir bilmez bir nehir, dörtnala bi arap atı ve daha nicesi. ne derler nedir nasıl yaparım deme. yaz.'' demişsiniz gibi, size söz vermiş gibi, -ki o söz benim için ne denli büyük bir yemindir. Şiir yazmayı elden bırakmayacağım. Ve siz orada, daha doğrusu her daim yakınlarda, buralarda, seyredeceksiniz. Eleştireceksiniz de. Ve ben, yazdığım her şiirden sonra tatmin olmayacağım da, ''Bu, sanatçının doyumsuz tanrısallığıdır...'' diyeceksiniz. Diyeceksiniz değil mi. Seyredeceksiniz de.


Işıklar içinde uyuyunuz güzel şair.

8 Ocak 2011 Cumartesi

ellerimde ödevler kapında sırılsıklam görürsen bir gün şaşırma


üzerine afiyet şuan oturmuş çikolatalı top yiyorum. vizesinden hadsizce berbat bi sonuç aldığım dersin hocası, bilmemkaçın altında alanlar ödev getirsinler bana yükselteyim demişti. söylediğinin akşamı otur yap bitir için rahat olsun dimi. hayır. zor olanı değil. bazen illa inat edip kolayını seçiyorum. 1 hafta var la yaparım bi ara dedim ve evin yolunu tuttum. tabi araya hayat girince yapamadıkları da giriyo insana. geldi mi ödevin teslim günü. ben tabi o gün hocanın karşısına çıkmadım. yüzün tutar mı hiç. benim de tutmadı. dedim haftabaşı veririm. sen gene git eve. gene otur netin başına saatlerce. al gene önüne bu geceki gibi çikolatalı havuçlu topları. mide fesadı geçire geçire bayıl o ekranın önünde tamam mı hiçbişey yapma. tarzım bu. bikaç haftayı böyle yedim falan.
eveeett geldik bu gecenin esprisine. şu saniyelerde ben, 2,5 ay önceki ödevi yapmak için tam 4 saattir netin başında ödeve yarayacak bilginin falan tam tersi ne var ne yoksa onlarla uğraştım durdum. öğlen evden aceleyle çıkıyodum kahvaltıyı es geçeyim geç kalmışım bide kahvaltı mı yapıcam dedim hem zayıflarım. ama olmadı. kahvaltıda götürdüm dolmaları kekleri kurupastaları. kainatta öğünlerini olması gerekenden çok alakasız şeylerle geçiren bi ben varım bunu biliyorum. çemkirilmeye ihtiyacım yok. biline. kahvaltıda dolma, öğleden sonra yağ reçel, akşam yemeği niyetine de cips yerim. sonra tartıda tek bi kiloya çivilenmiş bi şekilde yaşamanın lüzumsuzluğundan dem vurmalarımın ensesine vurmalıyım. ama parmak kaldırıyorum, anlamadığım şey: be insan evladı, onca yiyosun bari kilo al dimi. yok. 'kilomu koruyoroomm' diyenlerden nefret ediyorum ya, illa onlara benzeticek evren beni. tikilere gülerim kelime aralarında yavşayıp tikileşirim. tayt giyenlere gülerim 'cesurum', doldururum dolabı türlü çeşit taytlarla. o basenlerle giyerim. bi ara ugg'lara fena çemkirmiştim, bazen ayağımdan çıkmıyo, bırak onla uyurum yeminle. kundağa sarılmışsın hissi gibi böyle tuhaf bi duygu. neyse saçmaladım.
ne diyodum ben. heh evreka! demek istediğim, benimki artık tembelliği, boşlamayı, öfleyip püflemeyi geçti bi yaşambiçimi. buluşma yerlerine söylenilen saatleri ikiyle çarpıp çıkan sonuç neyse o zaman ulaşabilmeyi beceriyorum ya her defasında, bu da ondan işte.
bak sınıf bitti, yeni bi sınıfa başlıcaksın(böyle diyincede kendimi ilkokulda hissettim. sınıf ne lan!). yap lan artık şu ödevi yolla hocaya yükselt notunu bak not ortalaman bilmemkaç gelince ağlama sonra. diyor bir yanım.
oha lan. kaç onlarca öğrencisi var. kaç kişinin ödevi. kalkıp 3 ay önce not yükseltme adına verdiği ödevi, üstelik senin gibi temmbeeell birine verdiği ödevi zamanında yapmadığını zamanında teslim etmediğini, hadi zamanı geçti en azından sonraki haftabaşı vermediğini hatırlıcak da sana içinden bi güzel zılgıt çekicek de ortalamana yansıtıcak da. diyor öbürsü(çok seviyorum bu lafı) yanım.
ağlayayım mı lan şuan. valla da ağlayayım.




ps. oha ne dengesiz bi yazı oldu böyle. ara ara yoklayan depresyona ver sen de hacı.

ps2. 2011'in de ilk yazısıymış bu arada. e kutlanır bu ama. neyle, tabiki yemekle.

29 Aralık 2010 Çarşamba

kalbini kırarım bak


çok pis küfrediyorum şuan. yaratıcılığımın sınırlarını çoktan aştım. hedefteki düşman menstruasyon. her ay bunu yaşıyor olmak kaderin seni sınaması demek. güneş, başka işi yokmuş gibi bi salkım koruğu bi salkım üzüm haline getirmek için aylarca çalışırken, birileri biz kadınları çok pis kıskanıyo ve bizi öyle bi hale getiriyo ki. tırtılı kelebeğe dönüştüren evrenin seni nalet pislik bişeye dönüştürmesi hiçbir şeyle açıklanamaz. bi kere bunun yaşanmasının sebebi, o ay için kadının üreme fonksiyonunun başarısız olması. buraya kadar herşey tamam. ama allahın cezası, kimse sana birilerinin yüzüne başarısız olduğunun söylenmeyeceğini anlatmadımı. bu mudur yani senin espri anlayışın. son 2 haftadır dokunsan ya ağlar, ya dokunana çok pis dalar vaziyetteydim. ne lan bu derken bi de baktım yok efendim merkür geri gidiyomuş, gezegenler yer değiştiriyomuş. nan bi durun durduğunuz yerde. ha bunlar yeter mi hiç, suyundan da koy. pms eşşoğlusu da çıkagelmesin mi. koy g.tüne rahvan gitsin dedik halay pozisyonuna geçtik ve başladık önümüze gelene bin tekme. ama nasıl geçti şu 2 hafta ben diyeyim dengesizin allahıydım, sen de 'yavaşş!'.
amerikada işleri güçleri olmayan bi güruh var. bunlar böyle habire toplanıp bişeyleri araştırıyolar. yok efendim domates neden kırmızı, neymiş efendim gözünün üstünde neden kaşın var, babam böyle kek yapmayı nerden öğrendi diye böyle araştırıyolar. para da çok demek ki. her neyse. gene bir gün oturmuşlar araştırmışlar. kadınların pms dönemlerinde daha fazla suç işlediklerini yetmeyip üstüne intihara teşebbüs ettiklerini ortaya koymuşlar. inanırım.
bi de mesela bizi bu hallere getiren sürtüğün yolunu açanlar da var. bi sürü şirket, gazeteler, dergiler, doktorlar, hatta benim için kabullenmesi zor olsa da reklamcılar baya sırtına vuruyolar bunun. başını okşuyolar. öpüyolar onu içtenlikle. hayır bi silkelenin kendinize gelin, neden o taraftasınız nan. sizi doğuran ananızı, bacınızı ölmeden mezara koyan o pisliğe destek oluyosunuz. bi yere yatın ölü taklidi yapın, gör bakalım kalıyomu. ama yok. siz onu pamuklara sarmalıyosunuz, kanatlar takıyosunuz onu melek yapıyosunuz ey koca şirketler. size söylüyorum ey gazeteler dergiler mecmualar. peki siz ne yapıyosunuz? siz, hiç utanmadan bize öğütler veriyosunuz o gelince şunu yapın bunu yapın. iki kelam küfretseniz, nasıl gururuna yediremeyip gidecek bilmiyosunuz. siz doktorlar, onca hipokrat yemini edip de sözünüzden nasıl da dönüyosunuz farkında değilsiniz. bize ilaç veriyosunuz. o gelince iç diyosunuz. ama bana balık verme bana balık tutmayı öğret dostum. siz reklamcılar, ya siz. sizden biriydim ben olm, bana yapılacak iş miydi bu. bari bana yapmasaydınız. onu meşhur yaptınız. ona viktorya sikrıt şeysi gibi kanat takıp pamuklu süslü şeyler giydirip reklamlarda oynattınız. insan mı o, ona insan muamelesi yaptınız. gidin lan görmesin gözüm hiçbirinizi.
velhasıl kelam. atsan atamazsın satsan satamazsın. ömür boyunca bi sürü insan giricek hayatımıza, bi sürü insan çıkıcak hayatımızdan, aşık olucaz, umut edicez, şiirler yazıcaz, konserlere gidicez, okuycaz, mezun olucaz, iş dünyasına giricez, patronuydu rekabetiydi verimsiz iş saatleri bi türlü zamlanmayan maaşıydı istifasıydı kovulmasıydı, sonra evlilik derken yaşayıp gidicez ama o hep yanımızda olucak. erkekler yüzümüze bakıcaklar ama içimizde ne yangınlar yanıyo bilmeyecekler. içimiz kan ağlarken bize ''oşguuumm gene nereye daldığğnnn''. ebenin körü. ben şimdi sana bi dalıcam o olcak. mevsimler geçicek bi aydan öbürüne zıplıcaz işimiz gücümüz yok tabi haftaları devircez psikopat gibi. bunlar olurken onların yüzlerine gülücez ama içimizden küfürleri boy boy dizicez. bu böyle gidicek. şimdi oturup düşününce, şanssızlığın kralı bu. aksini söyleyebilecek biri varsa da mutlaka erkektir. nerden bilsin nan o. otursun orda, hiçbişey yapmasın her türlü cefayı biz çekelim. pms'siydi menstruasyonuydu doğumuydu pisliğiydi. içim yanıyo içim.

20 Aralık 2010 Pazartesi

''param olsa da ben alsağğmm'' 5


beşinci gün
(faynıl sıteyç)

beşinci günün sabahında, koca hafta gelicaamm diye söz verenlerin beklendiği, elde sepet kampüsteki diğer binalara gitmeye üşenildiği(hava da bi soğuktu ki), batarsak batarız zaten son gün zihniyetinin kol gezdiği, herhangi bi ayrı tanıtım promosyon vb şeylerin artık dövsen yapılmayacağı bi gündür. son gündür bi kere. yemekler ilk güne göre daha az ve çelimsizdir. hani yemeğin yüzüne bak, o bile üfleyip püflüyodu yeminle. neyse işte tüm bu hayata dair umutlarını yitirmiş psikolojiler falan bi yana da, çoğu kişinin artık kaynaşmış olduğu, sigara aralarında artık iğrenç esprilerin dönmeye başladığı(bi ortamda artık iğrenç espri dönmeye başlamışsa orda kaynaşma var demektir)böyle vur enseye şeklinde her türlü saçmalığın yapılmaya başlandığı bi gündür. olsun o kadar, tam 1 hafta yüzyüze bakılmış, tatlı da olsa bi rekabet yaşanmış, yanıbaşındaki komşun da olsa o an orda müşterisini kapmak için bi yerlerinden ter damlayana kadar insanlar kendini yırtmıştır. üstelik aynı bölümdesin, bu zamana kadar o iğrenç esprileri yapmadığın için kendinden utanman lazımdır. öhömm.. neyse.
yine ve yeniden habire yenilmiştir. hayatımda ben ilk defa o kadar dolmayı yemişimdir heralde. allahtan haftaortası bi gün dolmasız geçti de midem artık 'ohoo bu dolmalar da iyice demirbaş oldu ha' demedi. yoksa son günün sonunda balkabağına dönüşen araba gibi ben de dolmaya dönüşücektim. aslıma dönecektim. evet ben aslında bi dolmayım.
5 gün boyunca ara ara teftiş gibi katı olmasa bile stand stand gezen hocanın son gün gözünün içine bakılıyodur. acaba ne düşünüyo, acaba puan verdi mi kaç verdi şeklinde.
iyi kötü geçen bi haftaboyunca yediklerimiz önümüzde yemediklerimiz de önümüzde, homini gırtlak, böyle boşalda semerini ye türünden bi yaşambiçime büründük. kah güldük kah sıkıldık kah küfrettik. şaka maka, eğitim hayatımızın bu son aşamasında(hoş,insanoğlu yaşadığı sürece öğrencidir diye birşey derdim de demiyorum daha yaşanacak yıllarımız var)hani artık son basamağa geldiğin bu süreçte ilk ve son kez olucak bişey. bu bitanelik dolayısıyla yaşadığın tüm stresleri de halı altına süpürmeli. kendi açımdan süpürdüğümü söyleyebilirim. bi çeşit 'pazarcı' bi mesleği seçmiş olsak da ciddi ciddi pazarcı olarak yaşadığımız şu 5 gün, herkesin kendi penceresinden baksa da genel anlamda güzel geçen bi 5 gündü. artık bizden sonrası tufan.

''param olsa da ben alsağğmm'' 4


dördüncü gün
sabah kalktığında yine mi pazarcılık, yine mi bilmemne dersin. öyle de kene gibidir. sanırsın bi ömür öyle bağırıcaksın. kötü olan, gündelik yaşamda mesela yolda falan sanki birden bağırmaya başlıcak gibi hissedersin 'gieğğl vatandaşş, almayan başını taşlara vuruyoeerrr' diye. korkarsın yani, öyle böyle değil. kendini zor tutarsın.
4.gün sıkıcı, bunaltıcı,kiminin numaralı gözlüğünü çıkarıp kitap okumaya başladığı ve diğerlerinin de 'ahahaa entel stayla. olm entellikle olmaz bu işler.bak bak nasıl da tanımıyo bizi' diye dalgasını geçtiği bi gündür. kah 'ağlıcam ya yemin ediyorum ağlıcam. ayy hiç satış yuuookk' şeklinde bitse de gitsekçiliklere girdiği, kiminin 'aman yae banane valla. satış matışmış. koy götüne rahvan gitsin' şeklinde kendine hayrı olmayan söylemlerde bulunduğu da görülür.
yemekler gitmez. yani giden gitmiştir, gittiği gün bitmştir biz gideni değil giden bizi kaybetmiştir falan filan. ama elde de kalır yani yemekler. ye babam ye sonra.

-hiç bizden almadın sen. gözüm üstünde.
-diyetteyim yaee
-ne diyeti götürüyosun valla dolmaları.

- --> şeklinde kaldım tabi orda.





velhasıl kelam. dördüncü günü de öyle böyle yedik(mecaz yapmıyorum harbiden yedik yani, full yemekle geçti). yok sen böyle yaptın, yok sen şöyle dedin diye diye bi de baktık kalan bir! eve giderken, çoğu gitti azı kaldı düşüncesi bile gülümsetmeye yetebilirdi. ama gülümseyebilecek bile takatin varsa tabi.

''param olsa da ben alsağğmm'' 3


üçüncü gün.
3.gün 2.günden kötü, 1.günü mumla aratan, 4.günün belirsizliğini barındıran, 5.güneyse allah kerim bi gündür. bugün, ilk günkü aceleci, telaşlı, sabırsız oğlan çocuğu tavrımızı korumak için herşeyi yapabilirdik. gel gör ki müşteri artık alışmıştır ve o her zaman haklıdır. ve alışmak sevmekten daha zor gelir.

'kopya çekmee pasta yee'.
'buyronn efendiemm aile salonumuz vardıığğrr'
'hayatın anlamı burdaağğ'

-yapabilirsin,daha güçlü.
-...


-oha köpek geldi.
-oha aynen.


'haydi şimdi geeğğl'
'taşınmadık buradayızz'
'buyroon kırmızı başlıklı kız cupcakelerini burdan alıyoarr'

-etsiz mi lan.
-olm etli yapılmaz ki.yapılır da,olmaz yağğni

-olm sesin kulağımda çınlıyo böyle 'havuçlu bonboonn' diye.
-ahah.


'almayan 1000 pişman buyroonn'

-ne zaman gidicieezz.
-ya tamam gideriz bi ara.
-ama geç oluyo bıdı bıdı.
-olm 4de çıkarız 6da evdesin.


saat:4

hayat devam eder.

-hani 4de gidicektik.
-olm görüyon işte hala arada müşteri oluye.
-...
-5de gideriz söz.


saat:5

-ya 10 dk şurda biraz oturalım 5buçukta çıkarız.valla bak 6de evdesin.
-bıdıbıdı.
-gel hadiiğğğğ(çekiştirmeceler vs).


saat:6

sonunda yol.

-kaldı 8 durak.
-oha durakları mı sayıyon lan.
-iveeğğttt.
-te allam.
...
-kaldı 7 durak,6 durak,5 durak...
-ya bi susar mısın sen.kendimi yarışmada hissettim.
...
-iniyom ben şimdi.gidince ara.
-taksiye mi binsem yae.
-bin bin.iyidir taksi.karardı hem hava.
-ayy ona da güvenilir mi ki şimdiiğ.
-aiiii güvenilir tabi.millet 11de biniyoee.
...
-bin bin taksiye bin.gidince de beni ara.unutma(sevgililer bile böyle sıkboğaz edilme görmemiştir)
-tamam yae.55 kere söyledin.
-ara ama bak taammı.
-temamm.
-hadi ben iniyom.bak ara sakın unutma ha.
-güle güleğğğ.

''param olsa da ben alsağğmm'' 2


ikinci gün.
ilk güne nazaran herkeste bi alışma durumu vardır. hem müşteride hem esnafta. bi günde kimse hayatın anlamını bulmaz ama bi gün de bi gündür. ve yadsınamayacak denli deneyim kazandırmıştır. sade yemekler değil, esnaf da pişmiştir. ilk gün gelen müşteriyi

a.dün yediklerini bi daha yemek isteyen
b.yeniliklere açık, dünü bugününü tutmayan, değişim yanlısı olarak ikiye ayırabiliriz. her halukarda işin içinde bi alışveriş mevcut. burda da bi kategorize yapabiliriz:

1.ya dünkü dolmalar harikaydı. yine alıyoruzz
2.dün yedim zaten. farklı şeyler denemek lazım. ama alalım bakalım(buradaki içses:acıdım size, alalım bakalım. şaka yapıyorum)


ikinci gün, fiyaskoya yatkınlığıyla bilinir. ilk gün herşey yenidir. herşey tazedir. herşey ilktir falan. böyle bi heyecan almıştır yürüyodur. ikinci gün, tıpkı herşeyde olduğu gibi sıradanlaşma başlar. çok güzel başlayan şeylerde bile, sana bi kere şatafatlı gelen bişeye ikinci bakışında ilk duyguyu vermez. her neyse. son tahlilde, ikinci gün de güzeldir iyidir hoştur ama ilk günün yerini tutamaz elbette.

15 Aralık 2010 Çarşamba

''param olsa da ben alsağğmm''


okulda bişeyler oluyo. çok tatlı. çok kalorili. çok sıcak. çok hatırlanası. kelebeğin ömrü kısadır ya hani, bu da o cinsten. okulun geleneksel cookie haftası etkinliği. pazarlama dersi bünyesinde bişey. ilk ve son olarak yaşanacak olan bişey. ev yapımı cupcakeleri, kurabiyeleri, zeytinyağlı dolmaları, kısırları, tuzlu ve tatlı kurabiyeleri ve daha nicelerini elinin altında bulabileceğin bişey. nereye baksan yemek. rengarenk bi panayır yeri. genç olduğun bişey. ki gençsin. bunu biliyosun. bu bahsettiğim çok başka. kanı deli, kanı coşkun, kanı hızlı ve sıcak olan. rekabet mi dedin, saçmalama.
ürünlerle olay mahallinde tanışmamış olanların(bi çeşit gerilla pazarlama işi. müşteri her zaman haklıdır. gerekirse ayağına da gideriz. mentalitesi). tepkileri çok çeşitlidir. şimdi hangi birini yazsan diğeri bağıracak beni de yaz diye. hepsi aklımızda. lades.

ilk gün.
ilk günün havası başkadır. gelen geçen, 'aa bi şuraya bakalım' deyip gelir. filmin oyuncuları için de toyluğun verdiği 'hadi şunu da yapalım, hadi bunu da yapalım'cılıklar... bıraksan pluton'a gider, bi malzeme bi bişey bulur getirir. kaşif ruh ataktadır. diyette olanların bile gözünü döndürür bu ilk gün faslı. 'yae şunu yicem, hem bunun kalorisi nedir ki la'. diyet, zayıflamak falan yalan olur yani. tabi ürünlerin elinde patlaması gibi bişey de nadir gibidir. ne varsa yoksa gider bi şekilde. az buz değil, koca fakülte herhangi bi eve gitmeden altın günü yaşadı resmen. onca insanı doyurmanın gururu ve huzuruyla evlerin yolu tutulur.