29 Kasım 2010 Pazartesi

çikolata sevgilim


evet. işte yine bi pazartesi. yine ben ve yine bozulan bi diyet. ben suçsuzum ama yae, çok güzel bakıyodu namussuz pasta.
hayır şu an kendimi bile geçtim, gün boyu ucunda ölüm varmış gibi zorla içtiğim suya acırım ben. acıkınca yediğim o salataya acırım. yemin ediyorum hayatında öyle ifrit bi surat görmemiştir o havuç, o domates, o yeşil biber. böyle nefretle tepesine dikilmiş pis pis bakan bi çift göz. adam(burda adam da domates, kimse üstüne alınmasın) ne yapıcağını şaşırıp eridi bitti karşımda, işin suyu çıktı valla. havuç denen gerizekalı desen, çıtını çıkarmadan olanları izledi yani. vur kafasına lokmasını al. öyle pustu garibim. özellikle diyet zamanlarında(özellikle, çünkü dövsen kalkıp koca bi tabak salata yapmam ben. kendime bile. çok üşengecimdir bildiğin gbii değil. tek tek onları soymak, rendelemek, doğramak falan nasıl bi peygamber sabrı gerekir var ya... bu yüzden salata yapanlara mesela hep boynum kıldan incedir. kredileri hep vardır bende. o değil de,bilgi vericez diye de parantezin içine yerleştik resmen. burası çok kasıyo, parantez dışına geçelim mi) üşenmeyip yapmaya koyulduğum salatalarla burdan zimbabve'ye yol olur. öyle de kendimle çelişirim yani. neyse işte. normalde böyle elinde su şişesiyle yaşayan insanlar da hep tuhaf gelmiştir bana. sırf o elde öyle şişe var diye abimiz ya da ablamız bekar kaldı yeminle. resmen şişesiyle aşk yaşıyo canına yandığım. oysa iki satır bıraksa onu, hatta direk fırlatsa, görecek hayat neymiş. huzur şişmanlıkta hey yavrum hey. sen neler diyosun. ne o öyle plastik su şişesi şeklinde çocuğu varmış gibi sürekli yanında. resmen şişeye tapıyosun haberin yok be ablam. velhasıl...yapmadığım şeyleri diyet uğruna yapmışımdır hep. hoş, bi mağazaya girdiğimde tüm o güzel kıyafetlerin hep o 'diğerleri' için yapıldığını gördüğümde ya da bunu söylemek kabak tadı verse de 'kendi bedenime uygun kıyafet bulamadığımda' yanıyorum yanıyorum,o aptal pastaların keklerin böreklerin aburun cuburun beni yenmiş olmasına yanıyorum. insanoğlu böyle de güçsüz işte, elleri kolları bağlanıyo işte naparsın. bakıyosun herif nerdeyse ölümsüzlüğü bulucak, görünmez olucak ama işte herşey öyle ölümsüzlükle görünmezlikle falan olmuyo. yaşarken sen bi dilim pastaya yeniliyosan, yemişim o ölümsüzlüğü(herşeyi de yemeğe getirme be kadın). deli gibi su içenlere selam ettik ama benim de onlardan bi farkım yok aslına bakarsan. onlar şişeye tapıyo, ben pastaya böreğe. bi kavga anında herkes onun tarafını tutucak, deprem anında herkes ilk onu kurtarıcak, savaş mı çıktı hobaa herkes düşman. e ben öleyim daha iyi. valla.sağlıklı yaşam adına yapılan etkinliklerde etkin olamayışıma dayanarak söyleyebilirim ki, çikolatadan da vazgeçilir mi be abi? sorarım sana. daya suyu, daya salataları, daya tatsız tuzsuz püsküvütleri, zıkkımın kökü gibi yeşil çayları bilmemneleri... ama bu kadar teknoloji şeyediyosun, bi tane de mi olmaz içinde çikolata olan bi diyet! bi tane ya!! razıyım her bi brokoli çorbana, koşu bandına ama beni ayırma çikolatamdan.


ps. neymiş, ben adam olmazmışım.

15 Kasım 2010 Pazartesi

terliklerimle gelsem sana,sonunda aşkı bulmuş gibi


ben nasıldım ve sen?oyun oynuyor gibiydik.gerçekti,apaçık.gözle görülüyordu bakışların,duyulabiliyordu tebessümün ince bi nağmeyle.ellerimden tutmuştun ama ben yok gibiydim sanki.besbelli,toydum.nereden bilebilirdim...oysa sen suçlar gibiydin.nereden bilebilirdin?
sanki senle hiç karşılaşmamış gibiyiz şimdi,yollarımız hiç kesişmemiş gibi.adımı bile bilmiyorsun,adını bile bilmiyorum gibi.oysa şimdi sen,herşeyim gibisin.şimdi,onca zaman seninle konuşmadıklarımızı sana anlatıyor gibi,sen yanımdaymışsın gibi anlatıyorum içimden kendime.duyarsın sanıyorum.oysa sen hala suçluyorsun beni.oysa ben hala her şarkıda seni düşünüyorum.
dünyevi herşeyden geçtim,herşey olur herşey elde edilir de,bir aptal pişmanlıklar koyuyor adama.asla söyleyemedikleri.bazen oturup umut ediyorum ama,güneşli bi öğleden sonra,hiçbir şey olmamış gibi tebessüm ederek karşıdan geleceksin,oturacağız yanyana.iki lafın belini kırmayacağız,çünkü biz narin şairlerdik senle.kelimeleri kıramayız ki,biz kimseyi kıramayız ki.konuşmadıklarımız dile gelecek,gözümün dalıp gitmeleri boğulacak yol gözlemicem çünkü yanımda olucaksın.içimde oturup duran ve beni anlamayan tuhaf hüznüm olarak kalmayacaksın.sigara yakacağız birer.yakmalıyız.
bunlar var kafamda bugünlerde.dibine kadar kendini yiyip bitirmelerle geçiyor bu aralar hayat.oysa sen bilmiyorsun.ve belki konuşmayacağız.hep eksik kalacağız ve sen gideceksin.yıllar sonra bile kulaklarını çınlatacak şiirlerim,şarkılarla benimle olacaksın.
sen beni tanımadın,ben senin içini gördüm.
çocuğum gibisin,senden vazgeçemem ki.seni kendi ellerimle büyüttüm ben,ılık bahar akşamlarında martılarım oldun,şiirlerim,emeğim,düşüm,turgut'um uyar'ım,cemal süreya şiirlerim...sen bilmesen de yolunu gözlüyorum.gurur yapıyor için,için tereddütte için beni anlamayı istememekte diretiyor,nedenini bilmesen de için benden nefret ediyor.sana ihanet etmedim oysa ki.
kendini düğümleyen bir karmaşaydım ben.beni ben bile çözemezdim.
hızla ileri sarılmış aceleci bi hikayeyi yaşadık,telaşsız.oysa ne sen bırakabilirdin telaşlarının elini ne de ben sakin olabilirdim.şimdi di'li geçmiş zaman kullanmak bana aptalca geliyor.yıllar sonra karşılaştığımızda da görmezden geleceğiz birbirimizi.ama ben bunu istemiyorum.sen benim şiirlerimdin,şarkım'dın,şiirlerimsin,ayrılık bizi iki yabancı yapmamalı.sürünmemi istiyor gibisin,aşındım oysa zamanaşımıyla.ölmemi ister gibisin,öldüm oysa,ölü bi kadın konuşamasa da.şimdi terket gururu,bırak gitsin aptal arabesk filmlerindekine benzeyen günün birinde karşılaştığında birbirini tanımıyormuşçasına duran sevgililer gibi halimizi.öyle olmayalım biz.kalabalıktan değildik biz,birbirimizin ellerinden tutunca kalabalık oluyorduk,kendi kalabalığımızdık.
tüm o karşı çıktığımız düzenin bi parçası oluyorsun şimdi.olma.sen benim oyun arkadaşımdın.

5 Kasım 2010 Cuma

kader diyemezsin sen kendin ettin




ertelediğim bir sürü şey var.varmış.sen de içindesin tüm bunların.

yapmayı planladıklarını yapamadığın,sonra tamamen aklından çıkarıp yaşamak denen her neyse onunla meşgul olduğun,sonra hayatına bi dolu şey,bi dolu insanın girdiği,bir o kadarının da çıktığı -kimi haber vererek kimi kanatarak koparır gibi bir yarayı koparak senden- birşey zaten hayat.bu yüzden hiçbir zaman şaşırtmıyor beni ertelemeler,ertelenenlerin tatmin edilememesi,büyük çoğunluğunun ertelendiğiyle kalması,yapamadığın bi sürü şeyin olması ve kim bilir ölmek sonra ayakizini bırakır gibi ardında yapamadıklarını bırakmak.hayatın kendisi ertelemek.
'söyleyecek çok şey vardı' ifadesinin olduğu bi sürü şarkı da bu yüzden var.çünkü en planlı programlı,saat gibi tıkır işleyen ademoğlu bile gönderilmeyecek bir mektup gibi ertelediklerini barındırır yaşamında.çünkü ne olursa olsun,saat gibi işlemeye çalışsa da birçokları,insanız.saat veya makina değil.nerde yemek yiyeceğini,yarın ne giyeceğini,kimlere neler söyleyeceğini planlasan da bi şekilde ertelediklerin var.ya da ertelediğin her ne varsa onu artık 'ertelenmiş' olma durumundan çıkaramıyosun dostum.demek istediğim,insan olmak yalnızca sanan olmak son tahlilde.hep sanıyoruz.hep yanılıyoruz.

'hep denedin hep yenildin,gene dene gene yenil daha iyi yenil' lafı var ya,tamam iyi hoş laf.bazılarımız için anlamı daha fazla.ama eninde sonunda yenilmek de bayıyo,denemekse tadı kaçmış sakıza dönüyo.
erteliyosun ya,aslında zamanını erteliyosun.ki zaman denen şey insanları,mekanları,kokuları,yenilmeyi,denemeyi,tekrar denemeyi,sesleri ve sözleri içine alır.yani çok şey kaybediyoruz biliyo musun.kulağa nasıl da acıklı geliyo.oysa yarından tezi yok ertelediğin ne varsa kalkıp bi yere not edip,ya da çok güçlü hafızan varsa(burda üzgün surat rica ediyorum,benim yok hacı lan)hemen aklına yazıp,ya da küpe lazım diyosan hah al işte sana küpe..yani git ve yap.ama yok.insan demek ertelemek demek.ertelemek de üşenmektir bi yerde.bilmiyorum,dünyadaki milyarlarca insanı aynı kategoriye almak ne derece doğru.ama hepimiz eşitiz diyor,bu noktada bu kategorize edişi makul buluyorum şimdilik.yok birbirimizden ayrımız gayrımız.sonuç olarak da kendimizi etiketlediğimiz 'atak,cesur,üşengeç kelimesinin zıt anlamlısı neyse artık o' şeklindeki tanımlamalar varolsa bile ben kendi adıma her insanın içinde üşengeç biri olduğuna inanmak istiyorum.belki de 'kişi kendinden bilir işi' şeyi bu.her neyse.

ertelemek dedik,'erteleme!' dedik,tamam dene tamam gene yenil peki daha iyi yenil dedik ama laf nereye gidiyo usta dersen de...hayatta her gün çok şey oluyo.haklıyız bu yüzden belki ertelemekte,sevdiğimiz insana seni seviyorum demeyi ertelemekte,aylardır yapıcam diye tutturup aklımızdan giden yemeği tatlıyı vs yapamamakta,zaman zaman oturduğumuz yerde midende kurtlar kol gezerken yemek yememekte ısrar etmekte(bunun en ve tek büyük sebebi ve mazereti elbette ki in-ter-net!),şu veya bunu yapmamakta yapamamakta.evet erteliyoruz.çünkü zaman sanki ertelememiz için çalışıyo.maaş almış bunun için,almış başını laf dinlemeden gidiyo valla.sanki resmen böyle.

akşamdan saati kuruyosun sabah o saati erteleye erteleye gözünü bi açıyosun 5 saat geçmiş.artık olmaz deyip gideceği yere gitmekten vazgeçenlerdensen uyuyosun aynen devam.hiç olur mu öyle şey,hayatta hiçbi şey için geç değil yae diyenlerdensen yataktan kalkmak değil zıplamak suretiyle hayatında hiç olmadığın kadar çabuk hazırlanıp evden kurtulmaya çabalıyosun.noğluyo sonra,şu oluyo:ajournement!yani illa ki unutulan bişey oluyo.ya paso,ya çanta(burda öğrenciler kategori dışı,çünkü hiçbir 'kızöğrenci' çantasını unutmaz kendisini unutsa bile.çünkü kızlar 'çantasız çıkmaz abi'),ya anahtar,ya kitap bişey mutlaka.yani bu da bi nevi ertelemek değil de ne?

çoğu kez ertelediğinle kalmaz üstelik ertelediklerin,yapmadığınla bilmemne gibi kalakalırsın da aynı zamanda.ne kötü!aslında belki de bişeyi erteleyerek beyin,'ben bunu yapmak istemiyorum' diyo.ama istemediği bişey gibi görünse de insana,ne malum mutlu olmayacağı?hayatına katacağı binbir renkten de vazgeçmek olmaz mı ertelemek?tamam,belki pollyanna olmak için gerekli hiçbir kritere sahip değilim,kendimi yırtsam olamam bi pollyanna ama elini vicdanı koyunca anlıyosun ki hiçbir şey düşündüğü gibi olmuyo insanın.bu da şimdi çok pesimist bişey oldu ya neyse(yürüyorum çelişki bahçelerindeeğğ tırırımmm).yani hayat hep bi şekilde başkasını takmayan bi organizma.hele insanları hiç takıcağını düşünmüyorum.öyle işte yani.

misal,bizim kızlarla geçen seneden beri planladığımız birtakım faaliyetler vardı,gidilecek yerler.erteleme işini öyle bi abarttık ki,şu an sorsan mesela neydi onlar diye hiçbiri bunu hatırlamayacak bi güruh yani.o derece bi erteleyiş ki,sen düşün gerisini.hani hatırlamamayı bi kenara koy,belki affedilebilir bi gerekçe.ama insan hiç mi düşünmez,ulan nerdeyse mezun olucaz,çoluğa çocuğa karışıcaz her birimiz.'ah be,gençken bizim gideceğimiz yerler vardı,yapılacaklar cart curt' diycez.benim korktuğum şey tam da bu.yoksa ondan sonrası tufan yaeğni.az biraz ben söylemesem,olm bak asır oldu noğoldu o iş demesem var ya beni bile tanımayacak bunlar.burdan selamlarımı yolluyorum onlara da hazır kulakları çınım çınım çınlarken an itibariyle.bi de şey diyolarmış,'bu ne la kulağım çınlıyo ne diyolar acabağğ' falan.elinin körünü diyorum,ne diycem hasta ettiniz beni burda.

öhömm(birtakım ses temizleme etkinlikleri).bu konuda yazılacak çizilecek sürüyle şey var.şey lafını çok kullandığım için de ayrıca bir özür borcum var.sori.kime mi?kara kediye.kara kedi nerde ağaca çıktı ağaç nerde balta kesti balta nerde suya düştü diye saçmalarmışım.belki ilerde ilham gelir,dank eder,jeton düşer çin'den gelip böylece yazarım devamını konunun.bak yine erteledik gördün mü.


4 Kasım 2010 Perşembe

ya sensizlik ölmekse*


''Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle yok değildi
Düşünürdüm neyi mi?Hep seni odalarda
Kimdi bana benziyen baktığım aynalarda
Senden başkası mıydı o sessiz beklediğim
Bir zamanlar sen vardın ya ben böyle değildim
Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde
Sensizliği bu türlü benim kadar kim bilir
Akşam karanlığında herkes gider o gelir
En sevdiğim çiçekler çürümüş ellerinde
Kim bilir ağlamayı ölüp kendi kabrinde
Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü
Ya bir şey olmamaksa sen olmak o yerlerde
Yaşamak nerde hani yaşamak gücü nerde
Bilinmez sensiz kalan yaşıyor mu ölü mü
Ya sensizlik ölmekse her gün bir başka türlü.''






*ölümünün 26.yılında büyük şair Ümit Yaşar Oğuzcan'ı şiirle anıyoruz.

29 Ekim 2010 Cuma

işsizim güçsüzüm sensizim


birlikte iş arayacaktık.daha doğrusu arayan bendim,çorbada senin de tuzun olacaktı işte.bencildim.bencilceydi sevmem de bu yüzden.seni düşünürken bile yanıma nasıl da yakışacağını yüzünün,düşünür dururdum.yüzün hüznümdü.yüzün umudum.yüzün tebessümümdü de.hala iş arıyorum.şimdi sensiz ama,şimdi nerede olduğunu bile bilmiyorum ki.zaten sen,hep yabancı hep uzak hep el gibi durmayı istedin.istedin ve yaptın da.şimdi,sanki hiç tanışmamış iki insan.birbirimizin yüzünü bir daha görmeyeceğiz.ve korkma,rüyana da gelmem,nasılsa benimkilerde görebiliyorum yüzünü.ikiletmeden sen beni,ikilemem yüzünü görmeyi ikilerim.boşverdim beni düşünüp düşünmediğini.düşünmediğini,düşünmeyeceğini de biliyorum çünkü.hem düşünsen neye yarar?bir daha tokalaşmayacağız bile.bana doğru yürüyüşünü izlemeyeceğim.benimki kıyının berisinde tek başına bir seyirdi yari.yar bildiğimse adı gibi derin bir yardı.uçurum.defalarca düştüm.aslında yorulmuyordum gibiydi.ama meğer insan aptallıklarının farkına da varabiliyor,bunu biliyordum da,unutmasa bile o kişi olmadığını iddie etme aptallığında bulunabiliyormuş.ayakkabılarını çıkarmış aklın kapısında,yalınayak gezerdim sen denen labirentte.akıl yok.fikir yok.aşk yok.yalnızca beğendiğim bir yüzün yaşamımda olmasını istemekti o.belki daha karmaşık bir adı var.bilmiyorum.hem yapacak bir dolu şey var.senin işin var,ben iş arıyorum.senden daha çok işim var.lütfen olmayan sinyal sesini beklemeden kapat telefonu,beni hiç aramayacağın.ve beni hiç aramayacağını biliyorum.hatrımı bile sormayan bir adamdın sen.merhabası bile olmayan.şimdi beni düşünebileceğini nasıl düşünebilirim?!

24 Ekim 2010 Pazar

film gibi yaşamamalı



ben hep geç kalırım
gideceğim yere
yapacağım şeylere
'olması gereken' olanı anlamaya.
yalancı bahar gibi
yağmurlu yaz günleri bir de...
hep aynı,
hep anlatır gibi benim halimi.
yazken kış
kışın yaz olurum da
hafızam yoktur
ellikere okusam da tutamam aklımda
sen iyisi mi boşver fasülyenin yararlarını
hangi meyve neye iyi geliyor diye sorgulamayı
bilmen gereken başka
bilmen gereken daha derinde,daha aşağıda.

yolun karşısına geçerken
romantik komedi filmlerindeki 'hayatının aşkını bulma anı' olmayacak
bunu bilmiyor muydun
ya da artık kimse
kitaplarını düşürmüyor yere
artık kitap taşımıyor kimse
varsa yoksa internet.
ki düşürsen de alan olmayacak
çünkü artık
yere düşürdüğün kitapları alacak erkek yok
sok bunu kafana
yap küpe,kulağına.
romantizm öldü çocuk
inanması zor olsa da.

20 Ekim 2010 Çarşamba

adı yok bunun


sen kendini kendinle ölçüyorsun.farkında bile değilsin.kendi ellerinle beni öldürüyorsun ama umrunda bile değil.kelimeler belki onların tümü sadece,ama kelimeler beni de öldürüyor,bilmiyorsun.

beni özlediğini içime bir kaya oturmuşçasına anlamış gibi özlemem seni,neye yorulur bilmem.evet özledim.alışkanlıktı belki yalnızca.inkar etme özlediğimi yine de.senin beni özlemekten yorulmansa yalnız seni ilgilendirir.çünkü sen beni 'abartmaktan' vazgeçtiğin gibi,bıraktım ben de olacak olanları kendi yollarına.dedikleri doğru,su yolunu hep buluyor,giden gidiyor olan oluyor ve günün birinde herkes birbirine yabancı oluyor.yalnızlaşıyoruz her dakika,her an biri daha çıkıyor hayatımızdan biz hiç bilmiyorken.sen istediğin kadar bana maletsen de yalnızlığı,dibine kadar yalnızsın sen de.

unutmuştum beklemeni beni,karşıdan gelirken duruşunu seyretmeyi,sigarayı içine çekişini hiç usanmadan ve gitgide daha sadakatle,adını hiç söylemeden ama nasıl hitap edeceğimi de bilemeyişimi,sonunda bulduğum kelimeyi hiç taşıyamayışını sana yakışmayışını,küskünlüklerini,kırılışlarını,kuruntularını,sabırsızlıklarını,anlayışsızlığını,durmadan bir çocuk gibi mızmızlanan beklentilerini...herşeyi,hepsini unuttuğumu sandığım bir anda,hayatta birçok şeyi planlayabileceğime aptalca itimat ediyorken bu kez ben hiç planlamıyorken gördüm seni 3 ay geçmişken.her yüzü senin yüzün görmeyi bırakmışken şimdi gördüğüm her yüzde sen.yüz verdim astarını isteme sen de.

hep erteledik birçok şeyi.sonra bunun için yazdık sonu '-tık' ile bile cümleleri.yarım birşey bu,eksik.belki de olması gereken buydu.buna karar verebileceğimize nasıl inanabiliyorsun.

dinlemeyi bırakmışken o şarkıyı,korkmadan açtım dinledim defalarca.dinlerken seni düşündüğüm zamanları görmezden gelmeye çalışarak.yine de inatçıydın.hep inatçıydın.ve yine ne yapıp edip girdin aklıma.ama artık kanayan bir yara yok.artık beklemen aramamı seni,kafamın içindeki karışıklık,dumanaltı düşlerim,şiirlerim,yürüdüğümüz yollar,iskeleler,anlamsızca insanların yüzlerine bakan kalabalıklar yok.artık,ne düşüneceğini bilmeden saçmalayışlarım yok.unut söylediğim herşeyi de.kimse eskiden olduğu kişi kalmaz,içinde bir kalabalık var ve her gün bir diğeri alıyor mikrofonu eline,her gün bir diğerinin sırası geliyor ve sırası biten çekip gidiyor.bu yüzden her gün bir başkası oluyoruz aslında.şizofren değiliz elbet,ama hayat,tıpkı bir nehir gibi aynı kalmamayı,aynı yerdeliksizliği,aynı kişi olarak yerimizde saymamayı buyuruyor.aynı nehirde istesen de yıkanamıyorsun,istediğin kadar diret.bu yüzden,hep bu yüzden,işte tam da bu yüzden,ne sen beni eski ben say,ne de ben aynı kaldığına inanırım.değiştik,ve şimdi,birbirini tanımayan iki yabancıyız.neden diye sorma,dedim ya her gün bir başkasıyız biz.ve o zaman kimdiysek,şimdi o 'ben' o 'sen'i biz bile tanımıyorken birbirimizi tanımamızı bekleme.ve saçmalıyorum şimdi,biz de yok.sen'in ben'in o'nun olmadığı yerde biz diye birşey olmaz.biz kalabalıktır,oysa sen yapayalnız ben yapayalnız.ama ben bıraktım beklemeyi.olmadı.istediklerini her zaman vermiyor ya hayat insana,zamanın sesini işitiyorum artık,sözünü dinliyorum.olması gerekeni belki en iyi o biliyor.bu yüzden.yalnızlığı da umursamıyorum artık bu yüzden.

sana yazmayı da bırakmıştım.inatçısın.hep inatçıydın.bunları yazıyorum işte.hiçbir zaman okumayacaksın belki de.

artık ne bir söz bekle benden ne bakmamı yüzüne.sen kendin kendince öldürmüşsün beni.ölüler konuşamaz,bilmiyor musun.



15 Ekim 2010 Cuma

yüksek topuklar üstünde(bir 1. dostluk yıldönümü yazısı)


Ekim 2009.Yağmurlu bi sabah.öncesindeki gün ya da günler güneşliydi de insanlar o gün de güneş olucak sanıp yanılıp,yağmurlu bi havada giyilmeyecek kıyafetler giymişlerdi,unuttum.aslında belki de yalnızca bendim öyle hazırlıksız,korunaksız ve yine şemsiyesiz.

İlk gün.ilk merhabalaşmalar,ilk tebessümler,tanışma faslı.o günü çok net canlandıramıyorum kafamda,hafıza denen şey yok zaten bende,bu yüzden.

Günler geçti.

Sonrası...sonra kaynadık,kaynaştık,ısındık ve artık sıcacıktık.

Bi sürü sabah eklendi birbirine.karşılıklı yemek yiyişlerimiz,kantin sohbetleri,çimlerde oturmalarımız,dertleşmelerimiz,alışverişlerimiz,diyeti boşvermelerimiz,esprilerimiz,diyete başlamalarımız,telefon konuşmalarımız zincirlendiler birbirlerine,kenetlendiler.

Gün oldu hocalara aldırmadık,girmeyiverdik derse,ne olucak yani dedik.ders ektik,dostluk biçtik!kar yağdı,hayal kurduk kayışdağına bakıp.dağdan tayt giymiş,ugg botları olan biri inermiş güya(o dönem sadece adı varolan birini düşünürdük bunu yaparken,üstelik erkekti).hayal bu ya.ne hainiz dimi ama.

Güneş geldi,yürüyelim dedik.gerek yok hantallıklara.topuklu ayakkabı giymediğimiz zamanlarda bile topuklular üstündeymişiz gibi hissediyorduk.işte dostluğun yüksekliği!Fotoğraflar,kahkahalar,dedikodular,tavsiyeler,anılar...ne kadar zaman ne kadar çabuk geçmiş.şimdi gözlerimizi açtık.tam 1 yıl!çocukça,delice,özgürce,sevgiyle ve çok güzel yazdığımız bi 1 sene.kısacık hayatlarımızda yer açtığımız,sayfa açtığımız,kucak açtığımız omuz omuza,yanyana bi 1 sene.hala birbirimize,dün tanışmışız gibi saçma sorular sorabiliyorsak birbirimize arada bir,aradaki erik gibi bi heyecan,çilek tadında macera,kiraz renginde bi sevgi ve çikolatadan tatlı bi dostluğun bizi hiç yalnız bırakmadığından.

Bununla kalmasın.kalmayacak da.o 1 de orada öyle tek başına durmayacak.sağ eliyle koca bi sıfırın elinden tuttuğu zamanlarımızın şerefine...hatta sonra 1 de gidecek,diğer sayılar tutacaklar elinden sağdaki sıfırın.gülümseyecekler sırasıyla yüzümüze bakarak.düşlerimiz,gülüşlerimiz hiç bitmesin.affolacaktır eylediğimiz sürç-i lisanlarımız da.aşk herşeyi affeder mi bilmem ama dostluk affeder.

Ve düşsek de kalkıcaz.

Biz matruşkalar gibiyiz.kendi içinde birbirini barındıran.birbirimize öyle benziyoruz ki.ve yıldızlar gibi,parlak neşeli ve genç!

Size güveniyorum ve sizi seviyorum Gizom ve Doll'um!





bu yazıyı okurken bunu dinleyin:
http://fizy.com/#s/1h60uv

6 Ekim 2010 Çarşamba

sarhoş muyum neyim ben aslında


nolucak şu benim 'düzensizliğini bi düzene koyamama' hallerim.dimyata pirince gidip de evdeki bulgurdan olacağımı bile bile bulgurdan vazgeçemeyişim.en olmadık zamanlarda spontanlık sınırlarında usul usul gezinmeyi,böylece beni deli etmeyi marifet bilen 'olmadık saçmalıklardan medet ummalarım'.ah ne büyük marifet!gecenin bi yarısı bi elimde bi şişe süt...şarapmışçasına edalarında içmek.belki de bünyem içten içe bi mesaj vermeye çalışıyo bana.sen diyo,artık içmeden sarhoşsun.ve içsen ne fayda!zaten herşey allak bullak.herşey,bi sarhoşun gözüne görünen dünya gibi karmakarışık.
6 ekime girmiş olmamızı saymazsak(çünkü ben bişeyi sayarken yaşanmamış günü yaşanmış saymam,doğrusu da bu bence yani ne bileyim)sigarayı bırakalı bugün 24 gün oldu.en azından bu konuda dikişi tutturduğumu görmek iki eliyle dudaklarını yayıp yüzüne samimiyetsiz bi tebessüm yapıştırıveren birinin gülüşündeki gönüllü yapmacıklık kadar anlamsız bi şekilde bakmama sebep oluyo sadece(torununu torbasını görmek isteyen bu cümleyi baştan okumasın gözünü seveyim).
tam olarak nerede durmayı istediğime karar verme çağlarım.neler yapmam gerektiği,nelerden artık gerçekten sıkılmam,istemli olarak bıkmam bırakmam gerektiği az biraz el aşinalığı olan birinin bulmacaları çözmesindeki asi hızda kurtuluyor fluluğundan.yine de fısıldamadan edemiyorum kendime bazen;madem bi sürü şey eski oluşundan başkalaşıyor,bişeyleri oluruna akışına bırakmak,suyun yolu bulmasına izin vermek gerekmez mi artık?yaş aldı başını gidiyo,kemale eriyo falan filan.tamam abartmamak lazım peki.ama yine de çok da çocuk değiliz,hala hepimiz birer çocuk olsak da,çok değil.
yeni hikayeler gördükçe,herhangi birinin bi yolda herhangi bişeyi başkalarının yapmadığı biçimde yapmasına tanık oldukça beynimin içinde yanıp sönen kırmızı sos lambası sesini yükseltiyor bu kez.öfkeleniyor.beni de kendime bi kez daha uzaktan bakmam için dürtüyo.ve tıpkı şimdi olduğu gibi,en düşünülmesi ve elbette en harekete geçilmesi gereken zamanlarda değil de gecenin 03:12'sinde dürtüyo yüzüne bomboş bakılasıca!
bu sene yapılacaklar listem kabarık gibi.blogu ilk açtığım günlerde yazdığım yazı veya yazılara sesleniyorum burdan,nolur o günleri mumla aramayayım.istemiyorum bunu.gerçekten.ne olursa olsun hiçbirşeyyapmamanındayanılmazhafifliği şeysi olmasın hayatımda.ben bundan çok sıkılıyorum.çünkü yapmam artık ciddi anlamda 'gereken' şeyler var.sonra bak uyuyamıyorum falan böyle gece yarılarına kadar,sonra saçmalayabildiğim gerçeği göz kırpıyo bana böyle sinsice karşıdan.hoş değil valla bak.
hah saat de olmuş 03:23!


26 Eylül 2010 Pazar

facebıktım


facebook gerçekten tuhaf bi yer.herhangi bi giriş ücreti,vize,izin belgesi,ehliyet,en önemlisi de para gerektirmiyo.dingonun ahırı lafını söyleyen kişinin gerçekten çok öngörü sahibi bi insan olduğuna,kesinlikle facebook'a şahit olduktan sonra o lafı söylediğine inanmaya başlıyorum günden güne.çünkü her türden insanın bir facebook hesabının olması bana tuhaf geliyo.tamam,'yalnızca belli bi grup insana özel olsun' diye bencil bi fikrim yok olmaz da.ama hayatında gerçekten bişey başaramamış ama bi facebook hesabına sahip olmakla kendini değerli görmeye başlamış olanlar(evet maalesef var böyle insanlar),facebook'u amiyane tabiriyle sadece 'karı kız bulmak' için araç olarak kullananlar,anlık hislerini iletisine yazanlar,bi yerinde navigasyon cihazı varmışcasına o an nerede olduğunu hatta ne yiyor olduğunu yazanlar,facebook'u abartmıyorum sadece ve sadece gerzek gruplar açıp insanları davet etmek için kullananlar(o kadar akla hayale sığmayan grup isimleri var ki,hangi birini yazsam diğeri darılır),ve şimdi aklıma gelmeyen diğerleri...biraz sakin!az geri durun,hatta bir adım bile atmayın yoksa facebook ölür!
canın sıkılır açarsın bi oyun,seksenbin tane oyun var.eyvallah.sonrasındaki 'aa zaman ne çabuk geçmiş,vıdı vıdı yapıcaktım(burda çamaşır sermek,ders çalışmak,dışarı çıkmak için hazırlanmak,yemek yapmak ve benzeri bilumum fiil olucak)' monoloğu adamı hayattan bezdirir.çamaşırlar makinada kendi kendine kurur,ders mers yalan olur,dışarı gidecektin ya hani geç kalırsın,yemek yapamaz aç kalırsın falan filan.
mesela baya araştırma için giren insanlar biliyorum.bilmemhangi şair ya da yazarın hayatını,şu kuruluşun bilgilerini,onu bunu merak edip de zamanlarını o şekilde geçiriyolar orda.belki bu tip sosyal iletişim ağları araştırmak,ders çalışmak,ya da benzeri amaçlara hizmet etsin diye icat edilmedi.mark zuckerberg'le röportaj yapmadım 'neden kurdun hacı?' diye.ki zaten bilen bilir,herif resmen ayrıldığı sevgilisini bulmak için kurmuş.hani böyle bi düşünceyle kurulmuş bi siteden çok da resmi ve ciddi şeyler beklemek elbette doğru olmaz.fakat mesela insanları bilinçlendirme görev ve sorumluluğunu taşıdığına inanan ve gönüllü olarak çalışan,hatta eylem bile yapan gruplar var.şahaneler.sosyal sorumluluk büyük iş.adam onun bunun gibi insanların siyasi ya da dini görüşlerine hakaret etme hakkını kendinde bulup da saçma gruplar açıp hakaretler yağdırabilirdi.ya da önüne gelen her bayanı ekleyip rahatsız edebilirdi diğerleri gibi.ama yapmıyo.gayet de insan gibi 'dünyayı tüketme başka dünya yok' tarzı mesajlarla uyuyan insanımızı uyandıramasa da bilinçlendirmek istiyor ellerinden öpülesiceler.'facebook şöyle facebook böyle' deyip bu tarz grupların ve işlerin yerinin orası olmadığını düşünen insanlar var.haklılar ya da değil.ama ayağına gelen fırsatı o şekilde değerlendirmenin de yanlış olduğunu düşünmüyorum.
öte yandan,apaçilerin icat ettikleri dansların videolarını yükledikleri(2010 resmen bunun senesi oldu yazık ki!),kekomançilerin gayet alakasız bi fotoğrafın altına 'filiz sevişelim mi' yazdıkları bi yer olmamalı facebook.önderleri ismail yk'nın yazdığı ve 'facebook facebook her gün aradım durdum,facebook facebook bu kızı orda buldum' gibi saygıdeğer sözlere sahip şarkısı hakkındaysa sessizliğimi koruyorum.
bi de iletiye 'mutlu','çok mutluyummm,çatlayınnn','huzurlu ve mutlu' yazma durumu var.ee?mutlusun,huzurlusun,tamam,kıskanıyosak şayet çatlayalım tamam da,eee?sonra nolucak?allah aşkına kalkın bi çay demleyin.
ilkokul arkadaşlarını bulmak,adını hatırladığın ama soyadını unuttuğun arkadaşlarını 'ortak arkadaşlar' sayesinde bulmak,doğumgününü bilmediğin arkadaşlarının doğumgünü olduğunu görüp kutlamak(burda insan resmen 'yırtıyo'!herhangi bi an konuşma arasında lafı geçmişken vs ona doğumgününü sormak ve günü geldiğinde kendin hatırlamak varken insan gibi,böylesine sanal ve duygusuz bişeyi yapıyoruz ne yazık ki),uzun zamandır haber alamadığın arkadaşlarının hayatında neler olup bittiğini görmek(bazılarının evlendiklerini görmek ve hayret etmek),falan filan bunlar iyi hoş güzel.uzun lafın kısası zaten bunlar da hayatının merkezinde olan şeyler olmadığından facebook'u da hayatının merkezine almak anlamsız ve yersiz.