29 Aralık 2010 Çarşamba

kalbini kırarım bak


çok pis küfrediyorum şuan. yaratıcılığımın sınırlarını çoktan aştım. hedefteki düşman menstruasyon. her ay bunu yaşıyor olmak kaderin seni sınaması demek. güneş, başka işi yokmuş gibi bi salkım koruğu bi salkım üzüm haline getirmek için aylarca çalışırken, birileri biz kadınları çok pis kıskanıyo ve bizi öyle bi hale getiriyo ki. tırtılı kelebeğe dönüştüren evrenin seni nalet pislik bişeye dönüştürmesi hiçbir şeyle açıklanamaz. bi kere bunun yaşanmasının sebebi, o ay için kadının üreme fonksiyonunun başarısız olması. buraya kadar herşey tamam. ama allahın cezası, kimse sana birilerinin yüzüne başarısız olduğunun söylenmeyeceğini anlatmadımı. bu mudur yani senin espri anlayışın. son 2 haftadır dokunsan ya ağlar, ya dokunana çok pis dalar vaziyetteydim. ne lan bu derken bi de baktım yok efendim merkür geri gidiyomuş, gezegenler yer değiştiriyomuş. nan bi durun durduğunuz yerde. ha bunlar yeter mi hiç, suyundan da koy. pms eşşoğlusu da çıkagelmesin mi. koy g.tüne rahvan gitsin dedik halay pozisyonuna geçtik ve başladık önümüze gelene bin tekme. ama nasıl geçti şu 2 hafta ben diyeyim dengesizin allahıydım, sen de 'yavaşş!'.
amerikada işleri güçleri olmayan bi güruh var. bunlar böyle habire toplanıp bişeyleri araştırıyolar. yok efendim domates neden kırmızı, neymiş efendim gözünün üstünde neden kaşın var, babam böyle kek yapmayı nerden öğrendi diye böyle araştırıyolar. para da çok demek ki. her neyse. gene bir gün oturmuşlar araştırmışlar. kadınların pms dönemlerinde daha fazla suç işlediklerini yetmeyip üstüne intihara teşebbüs ettiklerini ortaya koymuşlar. inanırım.
bi de mesela bizi bu hallere getiren sürtüğün yolunu açanlar da var. bi sürü şirket, gazeteler, dergiler, doktorlar, hatta benim için kabullenmesi zor olsa da reklamcılar baya sırtına vuruyolar bunun. başını okşuyolar. öpüyolar onu içtenlikle. hayır bi silkelenin kendinize gelin, neden o taraftasınız nan. sizi doğuran ananızı, bacınızı ölmeden mezara koyan o pisliğe destek oluyosunuz. bi yere yatın ölü taklidi yapın, gör bakalım kalıyomu. ama yok. siz onu pamuklara sarmalıyosunuz, kanatlar takıyosunuz onu melek yapıyosunuz ey koca şirketler. size söylüyorum ey gazeteler dergiler mecmualar. peki siz ne yapıyosunuz? siz, hiç utanmadan bize öğütler veriyosunuz o gelince şunu yapın bunu yapın. iki kelam küfretseniz, nasıl gururuna yediremeyip gidecek bilmiyosunuz. siz doktorlar, onca hipokrat yemini edip de sözünüzden nasıl da dönüyosunuz farkında değilsiniz. bize ilaç veriyosunuz. o gelince iç diyosunuz. ama bana balık verme bana balık tutmayı öğret dostum. siz reklamcılar, ya siz. sizden biriydim ben olm, bana yapılacak iş miydi bu. bari bana yapmasaydınız. onu meşhur yaptınız. ona viktorya sikrıt şeysi gibi kanat takıp pamuklu süslü şeyler giydirip reklamlarda oynattınız. insan mı o, ona insan muamelesi yaptınız. gidin lan görmesin gözüm hiçbirinizi.
velhasıl kelam. atsan atamazsın satsan satamazsın. ömür boyunca bi sürü insan giricek hayatımıza, bi sürü insan çıkıcak hayatımızdan, aşık olucaz, umut edicez, şiirler yazıcaz, konserlere gidicez, okuycaz, mezun olucaz, iş dünyasına giricez, patronuydu rekabetiydi verimsiz iş saatleri bi türlü zamlanmayan maaşıydı istifasıydı kovulmasıydı, sonra evlilik derken yaşayıp gidicez ama o hep yanımızda olucak. erkekler yüzümüze bakıcaklar ama içimizde ne yangınlar yanıyo bilmeyecekler. içimiz kan ağlarken bize ''oşguuumm gene nereye daldığğnnn''. ebenin körü. ben şimdi sana bi dalıcam o olcak. mevsimler geçicek bi aydan öbürüne zıplıcaz işimiz gücümüz yok tabi haftaları devircez psikopat gibi. bunlar olurken onların yüzlerine gülücez ama içimizden küfürleri boy boy dizicez. bu böyle gidicek. şimdi oturup düşününce, şanssızlığın kralı bu. aksini söyleyebilecek biri varsa da mutlaka erkektir. nerden bilsin nan o. otursun orda, hiçbişey yapmasın her türlü cefayı biz çekelim. pms'siydi menstruasyonuydu doğumuydu pisliğiydi. içim yanıyo içim.

20 Aralık 2010 Pazartesi

''param olsa da ben alsağğmm'' 5


beşinci gün
(faynıl sıteyç)

beşinci günün sabahında, koca hafta gelicaamm diye söz verenlerin beklendiği, elde sepet kampüsteki diğer binalara gitmeye üşenildiği(hava da bi soğuktu ki), batarsak batarız zaten son gün zihniyetinin kol gezdiği, herhangi bi ayrı tanıtım promosyon vb şeylerin artık dövsen yapılmayacağı bi gündür. son gündür bi kere. yemekler ilk güne göre daha az ve çelimsizdir. hani yemeğin yüzüne bak, o bile üfleyip püflüyodu yeminle. neyse işte tüm bu hayata dair umutlarını yitirmiş psikolojiler falan bi yana da, çoğu kişinin artık kaynaşmış olduğu, sigara aralarında artık iğrenç esprilerin dönmeye başladığı(bi ortamda artık iğrenç espri dönmeye başlamışsa orda kaynaşma var demektir)böyle vur enseye şeklinde her türlü saçmalığın yapılmaya başlandığı bi gündür. olsun o kadar, tam 1 hafta yüzyüze bakılmış, tatlı da olsa bi rekabet yaşanmış, yanıbaşındaki komşun da olsa o an orda müşterisini kapmak için bi yerlerinden ter damlayana kadar insanlar kendini yırtmıştır. üstelik aynı bölümdesin, bu zamana kadar o iğrenç esprileri yapmadığın için kendinden utanman lazımdır. öhömm.. neyse.
yine ve yeniden habire yenilmiştir. hayatımda ben ilk defa o kadar dolmayı yemişimdir heralde. allahtan haftaortası bi gün dolmasız geçti de midem artık 'ohoo bu dolmalar da iyice demirbaş oldu ha' demedi. yoksa son günün sonunda balkabağına dönüşen araba gibi ben de dolmaya dönüşücektim. aslıma dönecektim. evet ben aslında bi dolmayım.
5 gün boyunca ara ara teftiş gibi katı olmasa bile stand stand gezen hocanın son gün gözünün içine bakılıyodur. acaba ne düşünüyo, acaba puan verdi mi kaç verdi şeklinde.
iyi kötü geçen bi haftaboyunca yediklerimiz önümüzde yemediklerimiz de önümüzde, homini gırtlak, böyle boşalda semerini ye türünden bi yaşambiçime büründük. kah güldük kah sıkıldık kah küfrettik. şaka maka, eğitim hayatımızın bu son aşamasında(hoş,insanoğlu yaşadığı sürece öğrencidir diye birşey derdim de demiyorum daha yaşanacak yıllarımız var)hani artık son basamağa geldiğin bu süreçte ilk ve son kez olucak bişey. bu bitanelik dolayısıyla yaşadığın tüm stresleri de halı altına süpürmeli. kendi açımdan süpürdüğümü söyleyebilirim. bi çeşit 'pazarcı' bi mesleği seçmiş olsak da ciddi ciddi pazarcı olarak yaşadığımız şu 5 gün, herkesin kendi penceresinden baksa da genel anlamda güzel geçen bi 5 gündü. artık bizden sonrası tufan.

''param olsa da ben alsağğmm'' 4


dördüncü gün
sabah kalktığında yine mi pazarcılık, yine mi bilmemne dersin. öyle de kene gibidir. sanırsın bi ömür öyle bağırıcaksın. kötü olan, gündelik yaşamda mesela yolda falan sanki birden bağırmaya başlıcak gibi hissedersin 'gieğğl vatandaşş, almayan başını taşlara vuruyoeerrr' diye. korkarsın yani, öyle böyle değil. kendini zor tutarsın.
4.gün sıkıcı, bunaltıcı,kiminin numaralı gözlüğünü çıkarıp kitap okumaya başladığı ve diğerlerinin de 'ahahaa entel stayla. olm entellikle olmaz bu işler.bak bak nasıl da tanımıyo bizi' diye dalgasını geçtiği bi gündür. kah 'ağlıcam ya yemin ediyorum ağlıcam. ayy hiç satış yuuookk' şeklinde bitse de gitsekçiliklere girdiği, kiminin 'aman yae banane valla. satış matışmış. koy götüne rahvan gitsin' şeklinde kendine hayrı olmayan söylemlerde bulunduğu da görülür.
yemekler gitmez. yani giden gitmiştir, gittiği gün bitmştir biz gideni değil giden bizi kaybetmiştir falan filan. ama elde de kalır yani yemekler. ye babam ye sonra.

-hiç bizden almadın sen. gözüm üstünde.
-diyetteyim yaee
-ne diyeti götürüyosun valla dolmaları.

- --> şeklinde kaldım tabi orda.





velhasıl kelam. dördüncü günü de öyle böyle yedik(mecaz yapmıyorum harbiden yedik yani, full yemekle geçti). yok sen böyle yaptın, yok sen şöyle dedin diye diye bi de baktık kalan bir! eve giderken, çoğu gitti azı kaldı düşüncesi bile gülümsetmeye yetebilirdi. ama gülümseyebilecek bile takatin varsa tabi.

''param olsa da ben alsağğmm'' 3


üçüncü gün.
3.gün 2.günden kötü, 1.günü mumla aratan, 4.günün belirsizliğini barındıran, 5.güneyse allah kerim bi gündür. bugün, ilk günkü aceleci, telaşlı, sabırsız oğlan çocuğu tavrımızı korumak için herşeyi yapabilirdik. gel gör ki müşteri artık alışmıştır ve o her zaman haklıdır. ve alışmak sevmekten daha zor gelir.

'kopya çekmee pasta yee'.
'buyronn efendiemm aile salonumuz vardıığğrr'
'hayatın anlamı burdaağğ'

-yapabilirsin,daha güçlü.
-...


-oha köpek geldi.
-oha aynen.


'haydi şimdi geeğğl'
'taşınmadık buradayızz'
'buyroon kırmızı başlıklı kız cupcakelerini burdan alıyoarr'

-etsiz mi lan.
-olm etli yapılmaz ki.yapılır da,olmaz yağğni

-olm sesin kulağımda çınlıyo böyle 'havuçlu bonboonn' diye.
-ahah.


'almayan 1000 pişman buyroonn'

-ne zaman gidicieezz.
-ya tamam gideriz bi ara.
-ama geç oluyo bıdı bıdı.
-olm 4de çıkarız 6da evdesin.


saat:4

hayat devam eder.

-hani 4de gidicektik.
-olm görüyon işte hala arada müşteri oluye.
-...
-5de gideriz söz.


saat:5

-ya 10 dk şurda biraz oturalım 5buçukta çıkarız.valla bak 6de evdesin.
-bıdıbıdı.
-gel hadiiğğğğ(çekiştirmeceler vs).


saat:6

sonunda yol.

-kaldı 8 durak.
-oha durakları mı sayıyon lan.
-iveeğğttt.
-te allam.
...
-kaldı 7 durak,6 durak,5 durak...
-ya bi susar mısın sen.kendimi yarışmada hissettim.
...
-iniyom ben şimdi.gidince ara.
-taksiye mi binsem yae.
-bin bin.iyidir taksi.karardı hem hava.
-ayy ona da güvenilir mi ki şimdiiğ.
-aiiii güvenilir tabi.millet 11de biniyoee.
...
-bin bin taksiye bin.gidince de beni ara.unutma(sevgililer bile böyle sıkboğaz edilme görmemiştir)
-tamam yae.55 kere söyledin.
-ara ama bak taammı.
-temamm.
-hadi ben iniyom.bak ara sakın unutma ha.
-güle güleğğğ.

''param olsa da ben alsağğmm'' 2


ikinci gün.
ilk güne nazaran herkeste bi alışma durumu vardır. hem müşteride hem esnafta. bi günde kimse hayatın anlamını bulmaz ama bi gün de bi gündür. ve yadsınamayacak denli deneyim kazandırmıştır. sade yemekler değil, esnaf da pişmiştir. ilk gün gelen müşteriyi

a.dün yediklerini bi daha yemek isteyen
b.yeniliklere açık, dünü bugününü tutmayan, değişim yanlısı olarak ikiye ayırabiliriz. her halukarda işin içinde bi alışveriş mevcut. burda da bi kategorize yapabiliriz:

1.ya dünkü dolmalar harikaydı. yine alıyoruzz
2.dün yedim zaten. farklı şeyler denemek lazım. ama alalım bakalım(buradaki içses:acıdım size, alalım bakalım. şaka yapıyorum)


ikinci gün, fiyaskoya yatkınlığıyla bilinir. ilk gün herşey yenidir. herşey tazedir. herşey ilktir falan. böyle bi heyecan almıştır yürüyodur. ikinci gün, tıpkı herşeyde olduğu gibi sıradanlaşma başlar. çok güzel başlayan şeylerde bile, sana bi kere şatafatlı gelen bişeye ikinci bakışında ilk duyguyu vermez. her neyse. son tahlilde, ikinci gün de güzeldir iyidir hoştur ama ilk günün yerini tutamaz elbette.

15 Aralık 2010 Çarşamba

''param olsa da ben alsağğmm''


okulda bişeyler oluyo. çok tatlı. çok kalorili. çok sıcak. çok hatırlanası. kelebeğin ömrü kısadır ya hani, bu da o cinsten. okulun geleneksel cookie haftası etkinliği. pazarlama dersi bünyesinde bişey. ilk ve son olarak yaşanacak olan bişey. ev yapımı cupcakeleri, kurabiyeleri, zeytinyağlı dolmaları, kısırları, tuzlu ve tatlı kurabiyeleri ve daha nicelerini elinin altında bulabileceğin bişey. nereye baksan yemek. rengarenk bi panayır yeri. genç olduğun bişey. ki gençsin. bunu biliyosun. bu bahsettiğim çok başka. kanı deli, kanı coşkun, kanı hızlı ve sıcak olan. rekabet mi dedin, saçmalama.
ürünlerle olay mahallinde tanışmamış olanların(bi çeşit gerilla pazarlama işi. müşteri her zaman haklıdır. gerekirse ayağına da gideriz. mentalitesi). tepkileri çok çeşitlidir. şimdi hangi birini yazsan diğeri bağıracak beni de yaz diye. hepsi aklımızda. lades.

ilk gün.
ilk günün havası başkadır. gelen geçen, 'aa bi şuraya bakalım' deyip gelir. filmin oyuncuları için de toyluğun verdiği 'hadi şunu da yapalım, hadi bunu da yapalım'cılıklar... bıraksan pluton'a gider, bi malzeme bi bişey bulur getirir. kaşif ruh ataktadır. diyette olanların bile gözünü döndürür bu ilk gün faslı. 'yae şunu yicem, hem bunun kalorisi nedir ki la'. diyet, zayıflamak falan yalan olur yani. tabi ürünlerin elinde patlaması gibi bişey de nadir gibidir. ne varsa yoksa gider bi şekilde. az buz değil, koca fakülte herhangi bi eve gitmeden altın günü yaşadı resmen. onca insanı doyurmanın gururu ve huzuruyla evlerin yolu tutulur.

10 Aralık 2010 Cuma

bebek olmaya methiye

bebek olmak...
ah, kalbimi verdim sana.
bi düşün yemeğin ayağına geliyo. ağzına veriyolar bide. sana verilen içeceği beğenmedin mi? hemen püskürt ağzından.

herşeyi geç araban var. a-ra-ba!
ev desen hakeza. neyin borcu neyin harcı. herşey beleş. hava almaya çıkarıldığında, altında araban yemeğin önünde, kes kesebildiğince 'senin boyundaki senin cinsiyetinden olmayanları'.kısaca karşı cins olayları. onu kapaklamak için yapıcakların bile masum. git ısır yanağından. ne deli ne sapık ne başka bişey demezler korkma. bebeksin sen!

senin için üretilmiş kıyafetleri gören herhangi bi yetişkin, allam çogzel yaee kıvamında erimeye yol alırken, sinsice gül kurulduğun anne kucağı yada arabandan.
kıskanılıyosun, beğeniliyosun, seviliyosun, özeniliyosun. mesela senden 20 küsur yaş büyük genç kız ablalarından bazıları senin gibi konuşmaya uğraşıyo düşün. ama sen doğalsın. olduğun gibisin. takılar tokalar filan en çok sana yakışıyo aslında, biz naparsak yapalım abartı. pembe sen demek zaten direk.

hiçbir anlamı ya da anlayanı olmasa da konuş dırdırdır. hem tüm o 'dev insanları' anlayamadığında durup kendi kendine konuşursan artı puanın oluyo. 'cemiilll koşş konuştuuuu'. konuşur tabi siz akşama kadar zavallıcağzın tepesinde pıtı pıtı konuşup duruyosunuz durmak bilmiyosunuz. bırakın o da iki kelam etsin dimi ama.

herkes sana çalışıyo olm. parklara götürülüyosun, gezmeler denizler.. yüzmek istediğinde yanında mutlaka biri veya birileri var. bırak kendini sulara. altını açtıklarında, üstelik dolu olsa da masum geliyosun herkese. sıç lan yüzlerine nolcak. kafasını bi aşağı bi yukarı sallamak suretiyle ağzını kulaklarına değdirecek kadar gülümseyerek senin bile tuhaf karşıladığın seslerle seni annenin kucağından almaya çalışan insan sevmediğin biriyse işe üstüne. ki ben demesem de yapıcaksın bunu biliyorum. aferin, hep böyle başına buyruk ol. seni eleştiremezler. şöyle bi 18'ine kadar falan yolu var. çocuğum ben yaee, küçüğüm ben daha yaee falan gibi mazeret bahane ve 'özrü kabahatinden beter' davranışlara sahip olacaksın. o yüzden özgürsün. hepsini geç öğretmen, vize, final, proje, mezuniyet, patron, sunum, iş güç derdin yok. bu nasıl bi özgürlüktür sana bunu anlatamam. dedikodulardan uzak, sorumluluklardan arınmış, yapılacaklar listesi olmadan ne de güzel yaşıyosun sen.

bak insanların yüzlerine anlamsız anlamsız. şizofren demiycekler emin ol. incele inmek bilmediğin arabandan ya da sıcak kucaktan in ve koş koşabiliğince nefes nefese ol düş hatta. dişlerin yeni çıkıyo ya da tek tük işte. ısır herşeyi. yok kalori, yok kilo aldım, yok çikolatayı kestim, yok tartı yok bilmemne. yesene işte önüne gelen her birşeyi. böyle lopur lopur götür yoğurtları pudingleri..
' 'görüyomusaaan şu jean olmuyaa banaaa''. yok böyle bişey. yiyeceksin işte. ye.

sana gelsin tüm masallar şarkılar şirinlikler. sen hepsini hakediyosun. ballısın ballı kıymetini bil. ama keşke biraz bizi de görsen. ne bileyim senin kılığına girelim, suç ortağımız ol gayet böyle organize önümüze gelene bin tekme kıvamında pıtı pıtı yürüyelim kolkola. tamam biz eşşek kadar olmuşuz o boyla zor ama, mazur gör dostum.

koş.gül.incele.çekiştir.bak.karala.dokun.ısır.boya.büyü.atla.kokla.tükür.sev.bağır.danset.
hopla. çiğne.düş.düşle.hep mutlu ol.

29 Kasım 2010 Pazartesi

çikolata sevgilim


evet. işte yine bi pazartesi. yine ben ve yine bozulan bi diyet. ben suçsuzum ama yae, çok güzel bakıyodu namussuz pasta.
hayır şu an kendimi bile geçtim, gün boyu ucunda ölüm varmış gibi zorla içtiğim suya acırım ben. acıkınca yediğim o salataya acırım. yemin ediyorum hayatında öyle ifrit bi surat görmemiştir o havuç, o domates, o yeşil biber. böyle nefretle tepesine dikilmiş pis pis bakan bi çift göz. adam(burda adam da domates, kimse üstüne alınmasın) ne yapıcağını şaşırıp eridi bitti karşımda, işin suyu çıktı valla. havuç denen gerizekalı desen, çıtını çıkarmadan olanları izledi yani. vur kafasına lokmasını al. öyle pustu garibim. özellikle diyet zamanlarında(özellikle, çünkü dövsen kalkıp koca bi tabak salata yapmam ben. kendime bile. çok üşengecimdir bildiğin gbii değil. tek tek onları soymak, rendelemek, doğramak falan nasıl bi peygamber sabrı gerekir var ya... bu yüzden salata yapanlara mesela hep boynum kıldan incedir. kredileri hep vardır bende. o değil de,bilgi vericez diye de parantezin içine yerleştik resmen. burası çok kasıyo, parantez dışına geçelim mi) üşenmeyip yapmaya koyulduğum salatalarla burdan zimbabve'ye yol olur. öyle de kendimle çelişirim yani. neyse işte. normalde böyle elinde su şişesiyle yaşayan insanlar da hep tuhaf gelmiştir bana. sırf o elde öyle şişe var diye abimiz ya da ablamız bekar kaldı yeminle. resmen şişesiyle aşk yaşıyo canına yandığım. oysa iki satır bıraksa onu, hatta direk fırlatsa, görecek hayat neymiş. huzur şişmanlıkta hey yavrum hey. sen neler diyosun. ne o öyle plastik su şişesi şeklinde çocuğu varmış gibi sürekli yanında. resmen şişeye tapıyosun haberin yok be ablam. velhasıl...yapmadığım şeyleri diyet uğruna yapmışımdır hep. hoş, bi mağazaya girdiğimde tüm o güzel kıyafetlerin hep o 'diğerleri' için yapıldığını gördüğümde ya da bunu söylemek kabak tadı verse de 'kendi bedenime uygun kıyafet bulamadığımda' yanıyorum yanıyorum,o aptal pastaların keklerin böreklerin aburun cuburun beni yenmiş olmasına yanıyorum. insanoğlu böyle de güçsüz işte, elleri kolları bağlanıyo işte naparsın. bakıyosun herif nerdeyse ölümsüzlüğü bulucak, görünmez olucak ama işte herşey öyle ölümsüzlükle görünmezlikle falan olmuyo. yaşarken sen bi dilim pastaya yeniliyosan, yemişim o ölümsüzlüğü(herşeyi de yemeğe getirme be kadın). deli gibi su içenlere selam ettik ama benim de onlardan bi farkım yok aslına bakarsan. onlar şişeye tapıyo, ben pastaya böreğe. bi kavga anında herkes onun tarafını tutucak, deprem anında herkes ilk onu kurtarıcak, savaş mı çıktı hobaa herkes düşman. e ben öleyim daha iyi. valla.sağlıklı yaşam adına yapılan etkinliklerde etkin olamayışıma dayanarak söyleyebilirim ki, çikolatadan da vazgeçilir mi be abi? sorarım sana. daya suyu, daya salataları, daya tatsız tuzsuz püsküvütleri, zıkkımın kökü gibi yeşil çayları bilmemneleri... ama bu kadar teknoloji şeyediyosun, bi tane de mi olmaz içinde çikolata olan bi diyet! bi tane ya!! razıyım her bi brokoli çorbana, koşu bandına ama beni ayırma çikolatamdan.


ps. neymiş, ben adam olmazmışım.

15 Kasım 2010 Pazartesi

terliklerimle gelsem sana,sonunda aşkı bulmuş gibi


ben nasıldım ve sen?oyun oynuyor gibiydik.gerçekti,apaçık.gözle görülüyordu bakışların,duyulabiliyordu tebessümün ince bi nağmeyle.ellerimden tutmuştun ama ben yok gibiydim sanki.besbelli,toydum.nereden bilebilirdim...oysa sen suçlar gibiydin.nereden bilebilirdin?
sanki senle hiç karşılaşmamış gibiyiz şimdi,yollarımız hiç kesişmemiş gibi.adımı bile bilmiyorsun,adını bile bilmiyorum gibi.oysa şimdi sen,herşeyim gibisin.şimdi,onca zaman seninle konuşmadıklarımızı sana anlatıyor gibi,sen yanımdaymışsın gibi anlatıyorum içimden kendime.duyarsın sanıyorum.oysa sen hala suçluyorsun beni.oysa ben hala her şarkıda seni düşünüyorum.
dünyevi herşeyden geçtim,herşey olur herşey elde edilir de,bir aptal pişmanlıklar koyuyor adama.asla söyleyemedikleri.bazen oturup umut ediyorum ama,güneşli bi öğleden sonra,hiçbir şey olmamış gibi tebessüm ederek karşıdan geleceksin,oturacağız yanyana.iki lafın belini kırmayacağız,çünkü biz narin şairlerdik senle.kelimeleri kıramayız ki,biz kimseyi kıramayız ki.konuşmadıklarımız dile gelecek,gözümün dalıp gitmeleri boğulacak yol gözlemicem çünkü yanımda olucaksın.içimde oturup duran ve beni anlamayan tuhaf hüznüm olarak kalmayacaksın.sigara yakacağız birer.yakmalıyız.
bunlar var kafamda bugünlerde.dibine kadar kendini yiyip bitirmelerle geçiyor bu aralar hayat.oysa sen bilmiyorsun.ve belki konuşmayacağız.hep eksik kalacağız ve sen gideceksin.yıllar sonra bile kulaklarını çınlatacak şiirlerim,şarkılarla benimle olacaksın.
sen beni tanımadın,ben senin içini gördüm.
çocuğum gibisin,senden vazgeçemem ki.seni kendi ellerimle büyüttüm ben,ılık bahar akşamlarında martılarım oldun,şiirlerim,emeğim,düşüm,turgut'um uyar'ım,cemal süreya şiirlerim...sen bilmesen de yolunu gözlüyorum.gurur yapıyor için,için tereddütte için beni anlamayı istememekte diretiyor,nedenini bilmesen de için benden nefret ediyor.sana ihanet etmedim oysa ki.
kendini düğümleyen bir karmaşaydım ben.beni ben bile çözemezdim.
hızla ileri sarılmış aceleci bi hikayeyi yaşadık,telaşsız.oysa ne sen bırakabilirdin telaşlarının elini ne de ben sakin olabilirdim.şimdi di'li geçmiş zaman kullanmak bana aptalca geliyor.yıllar sonra karşılaştığımızda da görmezden geleceğiz birbirimizi.ama ben bunu istemiyorum.sen benim şiirlerimdin,şarkım'dın,şiirlerimsin,ayrılık bizi iki yabancı yapmamalı.sürünmemi istiyor gibisin,aşındım oysa zamanaşımıyla.ölmemi ister gibisin,öldüm oysa,ölü bi kadın konuşamasa da.şimdi terket gururu,bırak gitsin aptal arabesk filmlerindekine benzeyen günün birinde karşılaştığında birbirini tanımıyormuşçasına duran sevgililer gibi halimizi.öyle olmayalım biz.kalabalıktan değildik biz,birbirimizin ellerinden tutunca kalabalık oluyorduk,kendi kalabalığımızdık.
tüm o karşı çıktığımız düzenin bi parçası oluyorsun şimdi.olma.sen benim oyun arkadaşımdın.

5 Kasım 2010 Cuma

kader diyemezsin sen kendin ettin




ertelediğim bir sürü şey var.varmış.sen de içindesin tüm bunların.

yapmayı planladıklarını yapamadığın,sonra tamamen aklından çıkarıp yaşamak denen her neyse onunla meşgul olduğun,sonra hayatına bi dolu şey,bi dolu insanın girdiği,bir o kadarının da çıktığı -kimi haber vererek kimi kanatarak koparır gibi bir yarayı koparak senden- birşey zaten hayat.bu yüzden hiçbir zaman şaşırtmıyor beni ertelemeler,ertelenenlerin tatmin edilememesi,büyük çoğunluğunun ertelendiğiyle kalması,yapamadığın bi sürü şeyin olması ve kim bilir ölmek sonra ayakizini bırakır gibi ardında yapamadıklarını bırakmak.hayatın kendisi ertelemek.
'söyleyecek çok şey vardı' ifadesinin olduğu bi sürü şarkı da bu yüzden var.çünkü en planlı programlı,saat gibi tıkır işleyen ademoğlu bile gönderilmeyecek bir mektup gibi ertelediklerini barındırır yaşamında.çünkü ne olursa olsun,saat gibi işlemeye çalışsa da birçokları,insanız.saat veya makina değil.nerde yemek yiyeceğini,yarın ne giyeceğini,kimlere neler söyleyeceğini planlasan da bi şekilde ertelediklerin var.ya da ertelediğin her ne varsa onu artık 'ertelenmiş' olma durumundan çıkaramıyosun dostum.demek istediğim,insan olmak yalnızca sanan olmak son tahlilde.hep sanıyoruz.hep yanılıyoruz.

'hep denedin hep yenildin,gene dene gene yenil daha iyi yenil' lafı var ya,tamam iyi hoş laf.bazılarımız için anlamı daha fazla.ama eninde sonunda yenilmek de bayıyo,denemekse tadı kaçmış sakıza dönüyo.
erteliyosun ya,aslında zamanını erteliyosun.ki zaman denen şey insanları,mekanları,kokuları,yenilmeyi,denemeyi,tekrar denemeyi,sesleri ve sözleri içine alır.yani çok şey kaybediyoruz biliyo musun.kulağa nasıl da acıklı geliyo.oysa yarından tezi yok ertelediğin ne varsa kalkıp bi yere not edip,ya da çok güçlü hafızan varsa(burda üzgün surat rica ediyorum,benim yok hacı lan)hemen aklına yazıp,ya da küpe lazım diyosan hah al işte sana küpe..yani git ve yap.ama yok.insan demek ertelemek demek.ertelemek de üşenmektir bi yerde.bilmiyorum,dünyadaki milyarlarca insanı aynı kategoriye almak ne derece doğru.ama hepimiz eşitiz diyor,bu noktada bu kategorize edişi makul buluyorum şimdilik.yok birbirimizden ayrımız gayrımız.sonuç olarak da kendimizi etiketlediğimiz 'atak,cesur,üşengeç kelimesinin zıt anlamlısı neyse artık o' şeklindeki tanımlamalar varolsa bile ben kendi adıma her insanın içinde üşengeç biri olduğuna inanmak istiyorum.belki de 'kişi kendinden bilir işi' şeyi bu.her neyse.

ertelemek dedik,'erteleme!' dedik,tamam dene tamam gene yenil peki daha iyi yenil dedik ama laf nereye gidiyo usta dersen de...hayatta her gün çok şey oluyo.haklıyız bu yüzden belki ertelemekte,sevdiğimiz insana seni seviyorum demeyi ertelemekte,aylardır yapıcam diye tutturup aklımızdan giden yemeği tatlıyı vs yapamamakta,zaman zaman oturduğumuz yerde midende kurtlar kol gezerken yemek yememekte ısrar etmekte(bunun en ve tek büyük sebebi ve mazereti elbette ki in-ter-net!),şu veya bunu yapmamakta yapamamakta.evet erteliyoruz.çünkü zaman sanki ertelememiz için çalışıyo.maaş almış bunun için,almış başını laf dinlemeden gidiyo valla.sanki resmen böyle.

akşamdan saati kuruyosun sabah o saati erteleye erteleye gözünü bi açıyosun 5 saat geçmiş.artık olmaz deyip gideceği yere gitmekten vazgeçenlerdensen uyuyosun aynen devam.hiç olur mu öyle şey,hayatta hiçbi şey için geç değil yae diyenlerdensen yataktan kalkmak değil zıplamak suretiyle hayatında hiç olmadığın kadar çabuk hazırlanıp evden kurtulmaya çabalıyosun.noğluyo sonra,şu oluyo:ajournement!yani illa ki unutulan bişey oluyo.ya paso,ya çanta(burda öğrenciler kategori dışı,çünkü hiçbir 'kızöğrenci' çantasını unutmaz kendisini unutsa bile.çünkü kızlar 'çantasız çıkmaz abi'),ya anahtar,ya kitap bişey mutlaka.yani bu da bi nevi ertelemek değil de ne?

çoğu kez ertelediğinle kalmaz üstelik ertelediklerin,yapmadığınla bilmemne gibi kalakalırsın da aynı zamanda.ne kötü!aslında belki de bişeyi erteleyerek beyin,'ben bunu yapmak istemiyorum' diyo.ama istemediği bişey gibi görünse de insana,ne malum mutlu olmayacağı?hayatına katacağı binbir renkten de vazgeçmek olmaz mı ertelemek?tamam,belki pollyanna olmak için gerekli hiçbir kritere sahip değilim,kendimi yırtsam olamam bi pollyanna ama elini vicdanı koyunca anlıyosun ki hiçbir şey düşündüğü gibi olmuyo insanın.bu da şimdi çok pesimist bişey oldu ya neyse(yürüyorum çelişki bahçelerindeeğğ tırırımmm).yani hayat hep bi şekilde başkasını takmayan bi organizma.hele insanları hiç takıcağını düşünmüyorum.öyle işte yani.

misal,bizim kızlarla geçen seneden beri planladığımız birtakım faaliyetler vardı,gidilecek yerler.erteleme işini öyle bi abarttık ki,şu an sorsan mesela neydi onlar diye hiçbiri bunu hatırlamayacak bi güruh yani.o derece bi erteleyiş ki,sen düşün gerisini.hani hatırlamamayı bi kenara koy,belki affedilebilir bi gerekçe.ama insan hiç mi düşünmez,ulan nerdeyse mezun olucaz,çoluğa çocuğa karışıcaz her birimiz.'ah be,gençken bizim gideceğimiz yerler vardı,yapılacaklar cart curt' diycez.benim korktuğum şey tam da bu.yoksa ondan sonrası tufan yaeğni.az biraz ben söylemesem,olm bak asır oldu noğoldu o iş demesem var ya beni bile tanımayacak bunlar.burdan selamlarımı yolluyorum onlara da hazır kulakları çınım çınım çınlarken an itibariyle.bi de şey diyolarmış,'bu ne la kulağım çınlıyo ne diyolar acabağğ' falan.elinin körünü diyorum,ne diycem hasta ettiniz beni burda.

öhömm(birtakım ses temizleme etkinlikleri).bu konuda yazılacak çizilecek sürüyle şey var.şey lafını çok kullandığım için de ayrıca bir özür borcum var.sori.kime mi?kara kediye.kara kedi nerde ağaca çıktı ağaç nerde balta kesti balta nerde suya düştü diye saçmalarmışım.belki ilerde ilham gelir,dank eder,jeton düşer çin'den gelip böylece yazarım devamını konunun.bak yine erteledik gördün mü.