10 Nisan 2012 Salı

ve Reklamcıinsankişisi spora başlar - 3

bugün spora başlamamın 26. günü. yani hala 1 ay olmadı yanarım yanarım ben buna yanarım. tıpkı o yürüyüş bandında dakikaların bir ömür olması gibi ben hala 1. ayımdayım ve bu bana çok koyuyor. 1 ayda incecik olunmuyormuş bunu görmüş oldum. o kadar inanmıştım ki başlar başlamaz şöyle en azından 2-3 kilo veririm yaae diye. evet 2-3 kilo verdim ama sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, tam tersi daha da şiştim sanki. ama çok güzel bişey oldu. artık bana yemeği hatırlatan herşeyden nefret etmeye başladım.

spor kesinlikle hırs işi. yani sonuçta ben üniversiteye hazırlanırken bile malak gibi takmayan bi tiptim, değil vize finallerde bile gayet sakin hiçbir şey olmamış gibi davranabilen biriyim benden harfi harfine o diyet listesine uymamı beklersen çok yanlış bişi yapmış olursun. bende de öyle dağları taşları delecek hırs yok napim olmuyor. istiyorum ki yarın uyanınca kemiksiz 7 kilo vermiş olayım böylece spora da gerek kalmaz^_^



beni öldürmeyen güç allah senin belanı versin

evet artık sporu seviyor gibiyim, bi tek baldırlarımı yakan kollarımı eziliyomuş gibi acıtan ve hemen o an oracıkta ölüp kurtulma isteği uyandıran hareketleri saymazsak, he bide sonraki 3 gün boyunca üstümde filler savaşmış gibi ağrılar içinde olsam da, sanırım artık seviyorum evet. işin bide hoca boyutu var. kainatın en laf sokucu, en adamın bam teline basan, en düşenin dostu olmayan hocası bende. sağolsun ben orda acıların insan kişisi olmamışım gibi istisnasız her hareketimde ''yedin tabi löp löp şimdi böyle olursun'', ''yerken iyiydi dimi ahaha'', ''ee hayatın boyunca yapcaksın bunu kaçışın yok yani'' diye beynimi kıtır kıtır yiyor böyle de şanslıyım yani. mesela tam havaya girmişim ''yihuu! yaparım şimdi 1 saat cardiomu, birkaç da bişiler bi hareketler filan sonra ver elini sauna ver elini misler gibi duş'' diye böyle plan yapıyorum. hoop hoca tepemde bitiyor ''naptın yediklerini azalttın mı ne yiyosun(bok yiyorum), yürüyor musun, çikolataları yemiyoruz dimi ahahah(allahıımm çikolata mı o, he değilmiş dambılmış nalet gelsin)'' bir hal hatır sorayım yok, direk meyhane masasına dönüyor olay, ağlamak istiyorum orda.

şu 26 gün hiç gün gibi değildi benim için. çünkü harbiden mevsimler geçti, bi sürü bebekler doğdu, sevgililer ayrıldı geri kalanlar yeni sevgili yaptı filan. yuh dedim az önce sayarken, bu kadarcık mı olmuş hay anasını satayım ben böyle işin. ve dün hoca öyle bi laf etti ki gel de yemek depresyonuna girme*(bkz. yemek depresyonu. en altta açıkladım bebişim)
''ohoo 1 ayda zayıflayamazsın ki unut sen onu. o kadar kolay mı?! en az 1 yıl boyunca yapcaksın ki biraz incelme olsun'' 1 yıl mı? hem de en az? üstelik 'biraz incelme' öyle mi? orda tabi beynimde küfürler boy boy sıraya girmişti bile. dedim ki kendi kendime ben de reklamcıinsankişisiysem eğer, 1 yıl dediğin süreyi 3 aya indiririm ve o 3 ayın sonunda hayal ettiğimden de ince ve zarif olurum bu da sana kapak olsun! (daha 1 saat önce ''eeahh!'' deyip öküz gibi sucuk ekmek yiyen ebemdi zaten)








*yemek depresyonu: bunda depresyonun belirtilerinden ziyade sadece yemek yemek odaklı yaşarsın. mesela uykun mu geliyor ''ya bişiler yiyim sonra yatarım'', ders mi çalışcaksın ''ohh şimdi vizenin yanında şöyle sıcak tost ayran ne süper olur ımmm'', hatta tuvalete gitmeden önce ''ya bi saniye şunu da yiyim söz gitcem'' dersin. sondakini abartmış olabilirim ama anla işte önceliğin sadece yemek olur. ayrıca daha ne örnekler var ohoo.

5 Nisan 2012 Perşembe

ve Reklamcıinsankişisi spora başlar - 2

spor maceram kaldığı yerden tüm hızıyla devam ediyor. başladığım gün beklentim çok düşüktü ne bileyim spor salonu güzel diye içindekiler de güzel olcak diye bi kaide yok diyerek ayaklarımı sürüyerek gittim. hiçbir umudum filan yoktu yani. ama evren bana lafımı resmen geri aldırdı. her zaman herşeye hazırlıklı olmak lazım. karşımda duran ne olduğunu anlayamadığım o doğaüstü varlığın bir insan olduğunu, üstelik artık aslanlar gibi üyesi olduğum spor salonunda hoca olduğunu öğrendim. adını biscolata koydum.

nassıl melek bi insanmışım ki yarebbim cennet ne güzelmiş böyle dediğim saniyeler bariz cam kırılma sesi duydum. kırılan hayallerimmiş, umutlarımmış:( sevgili biscolata o sırada sarışın bir yellozla haşır neşirdi. harbiden yelloz yemin ediyorum. pis memelerini sonuna kadar açmış, alnında ERKEKLEER BURDAYIMM ;) yazıyor resmen dangalak. 1.25 boylarında hatta belki daha az ben şimdi acıdım da uzattım, 1 parmak saçı var onu da toplamış tepesinde çim adam gibi, sarışın, sağ dirseğimle itsem yere yapışcak böcek! resmen kendi içimde savaş veriyorum. zaten kıpkırmızı olmuşum, sucuk gibi olmuşum, baldırlarım lap lap titreyerek sallanıyor, dili dışarda köpek gibi nefes nefese kalmışım, asırlardır o nalet bantın üstünde yürüyorum ama daha sadece 5 dk geçmiş, başka işim yokmuş gibi şimdi de bu pis çirkin yelloz böceğe saydırıyorum, hayır yani sen nerden çıktın ki! bunlar yetmezmiş gibi bi yandan da düşüncelere dalmışım biscolatayı müzedeymişçesine inceliyorum çaktırmadan. ciddi ciddi sanat yani. Michelangelo görse ''abi bunun heykelini filan yapamam ben bu ne lan böyle!'' deyip jübile yapar. neyse şimdi biri görür abaza gibi daha fazla bakıp da rezil olmayayım derken bu bir gülümsedi. ama bana değil tabi, kime gülümsedi tahmin et. kan beynime fışkırdı tabi. adam nişanlımmış gibi bide sinirlendim trip atıp önüme döndüm.

karşıma da laaaps diye kocaman bir ayna koymuşlar dana gibi boy aynası, yine aynadaki benle başbaşa kalmıştım. dönüp dolaşıp yine aynı yere gelmek içler acısı. yine ayna yine ayna! offf sürekli aynaya bakınca da sıkılıyosun bide sen varsın karşında yeni bişey yok yani ayy ne bayık. tv desen o da baydı. adamlar bilerek feşın tv filan koymuşlar sadece, onları görüp kendimden tiksinmem için. o kızlar kürdan bacaklarıyla pıt pıt yürürken bide ben yürüyorum bantta, aynadan bakmaya tahammül edemedim sinirden kendimi yicem resmen. bide kardiyonun kötü yanı da sürekli aynı hareketi yapıyosun üff fare gibi yürü yürü nereye kadar anasını satayım bi yere varamıyosun işte daha neyin peşindesin ki. aynadan gözümü bir an olsun ayırmıyorum baldırlarımın incelişine bir çiçeğin açması gibi an be an şahit olmak için. öyle bi huy var bende, hemen o saniye incecik olcam sanki. ''uu inceldi lan ahah'' ''gerizekalı! nereye inceliyo hala aynısın löp löp'' napim bari etrafa bakayım dedim baktım biscolata ayna karşısında dambılları kaldırırken içimdeki ses bağırarak şu şarkıyı söylüyordu ''aynadaki yüzünün karşılığı benim gördün mü sevgilim buna sevda diyorlar uğrunda can veriyorlar''



biscolata gibisin bebeğim kusura bakma diyetteyim


bide işin tuhaf tarafı sporu abimlerle beraber yapıyorum! Allah belamı çoktan vermiş yani. aynı salonda, her yer ayna, nereye baksalar rahat görürler beni. en ufak bir gözüm çarpıp bakmayı geç, biscolatanın olduğu tarafta başka birşeye baksam bile 40 gün zılgıt dinlerim. kaç yaşına geldim çocuk muyum desen olmaz, bunu diyerek çocukça davranmış oluyosun zaten. demezsen siz haklısınız demiş gibi olucaksın. zor iş yani. bir diğer kötü şey, o gerizekalı halimle yani orda dana gibi hareketlerle çocuğu etkilemeyi düşünmüyorum bile. o kadar da gerçekçiyiz yani. kalkıp şıkır şıkır giyinip eyelinerlı maskaralı gözlerle çocuğa bakış atacak imkan ve yer yok, oraya da öyle gelirsen direk maskara olursun. ben o durumu baştan geçtim kendime fakir tesellisi vermeye başladım artık napiyim umut fakirin ekmeği. o eşsiz hayalgücümle teoriler üretmeye başladım. ''amann sözlülere benziyor zaten tırtt, yok ya daha genç bu var ya hayatta şu an sözlenmez ne anasının gözü, baksana tipe daha hayatımı yaşarım 30'umdan önce evlilik mi oo nooo! modunda belli.''

birkaç dk böyle değişik monologlarla zaman geçti filan ama her zamanki gibi sıkıldım sonra. sıkıntıya gelemem valla sori. yemişim biscolatasını da dambılını da deyip sporuma devam ettim. sonuçta spor adanmışlık, irade, inanç olayı ve ben oraya gerekirse aynada spastik gibi görünmeyi göze alıp da gelmişim. ama sonunda o kiloları verip vaoov olucam ve şimdi kalkıp salak salak ''birazdan spora gidiyorum bana şans dileyin ^_^ '' diycek halim yok. bunlar işin şakası. ama şanslı olduğum da ortada. kimin spor salonunda böyle manzara var?






ps.1: hem diyete başlayıp hem de spor yaparken biscolataya maruz kalmak gibisi yok(slogan gibi oldu farkındayım. her zaman her yerde reklamcı olduğumu illa belli edicem yaa çok süperim).

ps.2: biscolataya bakmak sevaptır. boşuna cennete gittim demedik heralde. kıps.

31 Mart 2012 Cumartesi

ve Reklamcıinsankişisi spora başlar

vatana millete hayırlı olsun, ülkenin dört bir yanında davullarla zurnalarla kutlansın. bundan tam 16 gün önce spora başladım! uzun zamandır kendini sadece yemek yemeğe adamış, dünya mikime minare havalarında, üstelik fit kızları gördüğünde özgüveni tavan yapan ''boşsunuz siz boş! ben her halimle güzelim. balık etliliğimle gurur duyuyorum, i lav göbişim simitlerim balık etlerim'' diyen biriyken şu 2 haftada öyle bir evrim geçirdim ki, bambaşka biri oldum. sanki biri geldi ve benim yerime başka birini koydu o derece kendimi tanıyamıyorum.

hatırlamadığım kadar zamandır spor diye birşey hayatımda yoktu. spor yapmadan, oturduğum yerde diyete başlayarak zayıflayacağımı sanıp, 2 gün salata yedikten sonra aynaya bakıp ''valla zayıfladım ben yaa!'' diyebiliyordum. her pazartesi diyete başlayıp salı günü bozanlara nasıl imreniyordum var ya.. deli misin deme çünkü ben öyle herkes gibi değildim. pazartesi sabah gayet plansız, spontan bir şekilde diyete başladığımı sanarak suya salataya filan abanıp 4 saat sonra acıktım ben yaa diye kalkıp hayvanlar gibi yemeğe geri dönen biriydim. irade denen şey yeryüzünde bir tek bende yok sanırdım ama varmış ve buna gerçekten sevindim. çünkü bir ara kendimden umudu tamamen kesmiştim. Allahtan evdeki tartı bozulmuştu da aylardır tartılmıyordum. durumun vehametinin farkındaydım, bana tekrarlanmasına hiç gerek yok.

ve 16 Mart 2012 günü her zamanki gibi ani bir kararla spora başladım. yoldayken bile ''ne sporu yıaa maksat hareket olsun'' diyordum ama spor salonundan içeri girdiğim an artık hiçbir şey aynı değildi. o spor aletleri, insanlardaki o azim o heves, bir avuç poposuyla hala ter döken 57 yaşındaki kadınları görüp bide kendime bakınca en büyük küfürleri hakettiğim ortadaydı. abi o fizik bende olsa ne gelcem lan spor salonuna hayret bişi diyerek de zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalıştım. bu dediğim tamamen salaklık tabi, kilonu korumak denen bişey var ve o sporu bıraktığı an adam biliyor danalar gibi olacağını. ve helal olsun ki istikrarlı ve kararlı. oraya gelip hala böyle düşünebildim yani bravo bana. bütün koşullar benim 1-0 haksız olduğumu ve kendimi kandırdığımı, efendi gibi popomu kaldırıp zayıflamamın tek çare olduğunu gösteriyordu. bense savunma mekanizmalarımı sonuna kadar açmış üstüme üstüme gelen gerçekler karşısında Don Kişot gibi savaşmaya çalışıyordum. neyse ki orayı sevmem için bir sürü sebep vardı. en önemlisi deniz manzarası vardı düşün, tamam dedim ben kilo vericem heralde. bi umutlandım valla.

sonra ben tam böyle monologlarımla meşgul, feşın tv'yi bilerek zapinglemeyip onlar orda bana küfreder gibi yürüyüp ''ahaha popoya baldırlara bak aiyy hiç gülceeem yoktuu'' diye kahkahalar atarken aynada cansevere dönüşmüş kendime eziyet çektirirken karşımda birşey gördüm. insan değildi, olamazdı. uzaylı mı diye baktım, hayır uzaylı böyleyse yarın atlayıp gidelim hacı diyorum alla alla ne lan bu derken onun gerçeküstü birşey olduğunu anlamıştım. kumral, uzun boylu, kadınların hasta olduğu holivut aktörlerinin hepsinin tek vücutta can bulmuş hali karşımda duruyordu. ve herkesin bildiği adıyla Reklamcıinsankişisi, yani ben, o an aynaya baktım ve hayatımın kararını verdim! bu sen değilsin dedim ve artık böyle olmayacaksın. ve bir maceram böylece başlamış oldu.

25 Mart 2012 Pazar

doğumgünüm bana geldiğin gündür - 2

işte yine bir yazıyla daha ekranınızdayım. çok özlediğiniz her halinizden belli, ısrar kıyamet. telefonlar yağıyor, her sabah ısrarlı maillerinizle güne başlıyorum. sevgi sözcükleri mi dersin, evin önüne çikolatalarla püskevitlerle REKLAMCIİNSANKİŞİSİ CANIMIZSIN SEVİYOZ BEBİŞİM yazmalar filan. gerçekten çok hoş şeyler yaşandı :) neyse uzatmadan konuya giriş yapıyorum. bugün yine, hangi kelimeleri aratarak bloguma giriş yapılmış bunu ele aliciim. başlıyoruz!

# bazı kızlar çok güzel. bunu demendeki amaç neydi çocuğum? kızlar güzelse güzel, olabilir, onu geç. sen neden bunu gugıla yazma zahmetinde bulundun gözünü seviyim tüketme beni burda. güzelse güzel, bak geç. hayır bide nasıl oluyor da güzele güzel diyebiliyorsun güzel senin olmayınca.

# herşey senin istediğin gibi olacak. kim o? kimsin aloov? olm meraklandırdın şimdi bak. böyle siyasetçi vaatleriyle gelme bana, seviyorsan gel konuş. yok, ben utanıyom ben yoğunum okuyom ben yaa diyosan da boş vaatlerini yazmıcan böyle ulu orta. erkeksin olm sevdiğini sen söylemicen de kim söylicek? ayrıca cidden sağol, arada insan böyle laflara ihtiyaç duyuyo valla bak :/

# ben anlayacağımı anladim bana elveda. sen gerizekalı mısın? yarebbim normal insanlar nereye kayboldular aghhhh!!! lan daha 2 saniye önce ''herşey senin istediğin gibi olacak'' diyodun ne dengesizsin anasını satayım. git gözüm görmesin, yanardöner seni!

# bunu nasıl yapıyosun bilmiyorum ama bana çok iyi geliyosun ♥ yemin ederim şizofrensin bak buraya yazıyorum. cidden soruyorum bak, iyi misin? çocuk oyuncağı mı olm ne bu böyle seviyosan sev sevmiyosan güle güle nedir yani esprin? kalbini de koymuş bide dangalak. hayır bahar geldi diye iletilerde kalp koymalar filan başladı anladık da seninki baya nevrotik hareketler. insan olarak sana tavsiyem, Bakırköy şurası bak yardımcı olurlar. soruna gelecek olursak, valla ne yapıyorum ben de bilmiyorum ama evet haklısın sanırım şeytan tüyü var bende bebişim farkındayım. teşekkürler^_^

# bak şimdi ne oldu. ne oldu eben mi kaçtı noldu ha noldu deli ettin beni! lan bi git! a-aaa deli midir nedir

# iskencedir bu. vallayi öyle. hayır yani her ay her ay olmaz ki. siz erkekler oohh yan gelip yatın anca, sen bu acıyı 1 gün değil sadece 1 saat yaşa var ya kadın gördüğünde önünde saygı duruşunda bulunmazsan adam değilim. kan ağlıyor içimiz kannnnn! hele dün var ya okuldan eve dönüyorum, o metrobüs yolculuğu nassıl çile oldu, önüme gelene çarpıyorum ayaklarım tutmuyor bir yerde yığılıp kalcam diye korktum. bitmedi o yol bitmedi. neyse sağ salim eve varabildim sonra bütün ağrımı acımı aldı canım evim.

#marilyn manson röportaj.
farkındayım yoğun bir istek var Marilyn'imle röportaj yapmam için. olm napiyim aradım konuştuk gülüştük hoş beş derken.. telefon bekliyorum ben de işte. ''ben döncam sana bebişim'' dedi, deyiş o deyiş bi daha da dönmedi pislik :/ hayır o kadar da methiyeler düzdük herifçioğluna, şunun yaptığına bak. aşkımın karşılığı bu mu olcaktı hee? sıradaki şiir sana gelsin Marilyn(kızgın ve aşkını kalbine gömmüş bir şekilde bakıyorum şu an)

sevdim seNi yEteRi kadaR
buNdan soNRa heRkes edeRi kaDaR ;)

# renkli boklar. tüm ciddiyetimle yorumu size bırakıyorum. yemin ederim vahim yani durum.

# falcı. bu da moda oldu, gugıla giren ''bi soralım bakalım hangi falcı iyiymiş reklamcıinsankişisi bilir şimdi'' diyor hoop soluğu burda alıyor. ama olmaz ki.. aklıma yine falcı getirdiniz bak. zaten bu aralar çıldırdım gitcem gitcem dedim şimdi de vizeler başladı anasını satayım. neyse artık 1 haftaya kalmaz uçarım falcıya. (not: bildiği iyi falcı olan varsa paylaşın burda böyle bir sinerji yaratalım bak gözümsünüz)

19 Mart 2012 Pazartesi

bir insanı evlilikten nasıl soğutursun sezon 1 bölüm 2

bugün annemle Mahmutpaşa'ya gittik. Allah Yarabbi o nasıl bir kalabalıktır, sanırsın yarın çeyizliklere %800 zam gelicek. o kadınlardaki hırs, azim, istediğini elde etmek için kendini yırtarak harcadığı enerjiyi başka bişeye aktarsan şimdiye AB önümüzde saygıyla eğilmişti.

yıllardır Mahmutpaşa denildiğinde aklıma ilk gelen pullu çeyizlik havlular, bunu al sana trilyon vercez deseler gene de giymeyeceğim parlak simli abiyeler, hurçlar, bebelere daha o yaşta giydirerek ilerde zevksiz biri olmalarına sebep olacak minik çarçaput abiyeler gelinlikler filan. annemin aklına gelense ''çeyizin için havlularını, nevresimini, şuyunu buyunu alırız'' dediği eşi bulunmaz bir alışveriş diyarı. çocukken gene kandırılıyorsun bi şekilde yanlarında götürüyorlar, ama çok afedersin gelmişim eşşek kadar yaşa, annemin yanında Mahmutpaşa'ya gidiyorum. bunu anneme dediğimdeyse başıma belayı çoktan almış alıyorum ''benim kara talihim. elin kızı kendisi söylüyor anne Mahmutpaşa'ya gidelim diye, geliyor çeyizliğini alıyor efendi gibi, benim kızım erkek gibi. sen ne zaman evcil olacaksın yaşıtların evlendi barklandı koca evi çekip çeviriyor. şuna buna gelince herkesten öndesin şimdi evlendirsem herşeyi biliyosun ama iş hamaratlığa gelince..''



Mahmutpaşa sen bize nazik davranmadın


bi kere boşu boşuna üniversite kazanmadım. bıraksan bu boşvermişlikle, üşengeçlikle o sınavı kazanmak bir yana, hayali bile beni de dahil herkesi oturma yerlerinden güldürürdü. ama ben naptım? sırf annem benden hamarat, istediği gibi efendi, işi gücü çeyizlik, evlenmek, Mahmutpaşa olan, sorulmadıkça sesini çıkarmayan biri olmamak için ben üniversiteyi kazanıcam dedim. nerdee! değişen hiçbir şey yok, annemin benden beklentisi hala aynı. ''annecim allaşkına bırak bu işleri. herşey çeyiz mi, hem ben evlenmicem bak sana söyliyim'' desem de kadın anlamamakta ısrar ediyor. bunu evlenmemi delice istediği için değil, tamamen onun kafasındaki kız gibi olmam için yapıyor. Mahmutpaşa bahsi her açıldığında da kadının duyguları depreşiyor resmen. bide bugün bir itirafta bulundu ''çocuklarım evlenmiyor ben de gidip çeyizlere bakıp bakıp geliyorum ne yapayım benim de kaderim buymuş'' canım ya o da napsın :(

bugün işte son anda kalktım annemle gittim. Mahmutpaşa denen yer gerçekten ilginç bir yer, araştırılması lazım yani. koca koca torbalarla yollarda telef oluyorsun, minicik dükkanlara koca popolu teyzeler girmeye çalışıyor, en ufak bir pazarlık yapmaya kalkıştığında ''abla almıyosan alma hayret bişi'' diyen bıyıklı terli dükkan sahipleri(o güneş altında 5 kuruş için kendini yırtan benim sanki).. ha ama eğer şanslı günündeysen arada yakışıklı tipler de görüyorsun tabi. şansın kralı varsa, annen bide gidip hoop o dükkana giriyor sonra bir ışık huzmesi ''Allam cennette miyim yoksa, bu ışık..'' hemen kendine çekidüzen vermeler, etrafta ayna varsa çaktırmadan bakmalar, belki de evleneceğim adam budur belki de kaderim Mahmutpaşa'dadır diye iç geçirmeler.. tabi öküz gibi acıktığımda bütün bu düşünce balonları pıt diye patlayıp insanları yemek olarak görmeye başlıyorum :/ kalkıp da yarım ekmek et dönerle de evlenemem valla şekerim.




ps. çeyiz denen şeyden ölesiye nefret eden biriyim, yıllardır bunu yenmeye çalışıyorum. ama ilginçtir ki bugün çok şık, inciler işlenmiş beyaz beyaz örtüler, uyku setleri filan gördüm. bu yetmezmiş gibi, nikah sepetleri gördüm beyaz tüllerle böyle sarılmış nassıl tatlıydı yaa :/ onları gördüm ve resmen vahiy geldi bana. kısa bir an da olsa tüm evimi döşeyeceğim çeyizliğimi almak istedim. annem beni öyle görünce şaşırdı tabi kadıncağız, ''tabi yaa'' diye böyle sinsi sinsi gülmeler, kendisine hak verince ''bak nasıl da lafıma geldin''cilikler.. lan yoksa.. yoksa evren bana bişi mi anlatmaya çalışıyor? neler oluyor bana?!

16 Mart 2012 Cuma

platonik aşk aşk değildir

o gerizekalı şeyden bahsetmek bile istemiyorum. hiç sebep yokken kalkıp başka biri için ölüp bitiyorsun, gözüne gram uyku girmiyor yemeden içmeden kesiliyorsun. neymiş, midende kelebekler varmış. çok afedersin kabız olmayasın? kelebekmiş, motoru bozdun bunun adını aşk koymaya gerek yok.


her dinlediğin şarkıda onu düşünmen o şarkıyı güzelleştirmez, o şarkı sen aşık değilken de boktandı, şimdi de. sadece sen şimdi kalkıp havalara giriyorsun. günlük burç yorumunda en ufak olumlu birşey okuduğunda günlerce animelerdeki kızlar gibi gözlerini belertip ordan oraya koşturursun. istisnasız her gün rüyanda görürsün, o rüyalar o kadar gerçek gibi gelir ki sana, gerçek olduğuna inanmaya başlarsın. gerçekten hastalıklı bir durum. onun her lafını üstüne alınırsın, bu yaptığının çok büyük salaklık olduğunu büyük ihtimalle uzunca bir süre anlayamıycaksın. ta ki aşık olduğunu sandığın dangalak seni arkadaş olarak gördüğünü üstelik sevgilisi olduğunu söyleyene kadar. bu olana dek salaklıkta zirveyi kimselere kaptırmıyacağını biliyor muydun? tabiki bilmiyordun. aslında sadece bununla sınırlayamayız, yani salak olduğunu anlamanın çeşitleri var. mesela 'esas oğlan' dediğimiz hayvanoğlu hayvan sinsi bir plan yapar ve bunu ustalıkla uygular. bunu o kadar çok yapmıştır ki artık level filan atlamıştır. sana her türlü umudu verip, seni iyice gaza getirip artık ''eehh yeter lan! aşığım olm!!'' diye bağıracak kıvama getirir. yataklara düşüp hasta olacak kadar salaksındır. seni bu hale getiren hayvanın oğlu ise işyerindeki sarışını nasıl yatağa atarım derdindedir. internetteki yazdıklarını okursun, salak salak kızlara ''canımm:)'' lı şeyler yazacak kadar salak biri senin gözünde hala eşsizdir.

her an yanında olsun istersin, yeniden görmek, onunla konuşmak. onun değil umrunda, s.kinde bile olmazsın. hayaller hayaller hayaller... seni zavallı hale getirdiklerinden habersiz, hayal kurmaya, onu bir an olsun aklından çıkarmamaya yeminliymiş gibi devam edersin. karşılaştığınızda elin ayağınla yer değiştirir, nefesin kesilir, bayılacak gibi olursun. onunsa nasıl bu kadar sakin olabileceğini aklın almaz. ama unuttuğun birşey var: o sana aşık değil ki. ama onun da seni sevdiğine inanırsın aptal gibi. platonik olmayı kendine yediremezsin ''yok canım platonik filan değil, o da seviyor.'' hatta bundan öyle emin olursun ki, planlar yapmaya bile başlarsın. o çok sevdiğin filme beraber gideceksiniz, o çok beğendiğin bluzu alıp onunla buluşmaya giderken giyeceksin, saçını onun için su dalgası yapacak onun için makyajını özenle yapacaksın ve daha milyonlarcası. ilk buluşmanız, elini ilk kez tutacağı an, ilk öpüşmeniz, sana ilk seni seviyorum diyeceği an o kadar yakın gelir ki sana. asla unutulmaz olacağına inanıp, yarın olacakmış gibi bulutların üzerinde hissedersin. kendini onun sevgilisi olarak hissedersin, hatta parmağında görünmez bir yüzük varmış gibi ona sadık olmak bile istersin. her an seni düşündüğüne o kadar emin olursun ki, bir an olsun onun aklından çıkmadığın için kendini hiç olmadığın kadar şanslı ve mutlu hissedersin. tam o sırada o ise ya burnunu karıştırıyor, ya hayvanlar gibi tıkınıyor, ya da kızları kesiyor olur. zavallı sen! en kötüsü de ne biliyor musun, hiç yorulmazsın bu yaptıklarından. karşına ondan daha iyi biri çıkmayacağına, onun hayatının erkeği/kadını olduğuna ve onunla evlenmek istediğine herşeyden daha fazla emin olursun. gerçekle yüzleşeceğin an yaklaşırken, öldüğünü sanacağın o an her saniye yaklaşırken mutluluğun da delice artar. bir dramdır bu, bir yanda karanlık, öteki tarafta cennet.

ve o gün gelir. o, hiçbir zaman hiçbir şey olmamış gibi sana ortada hiçbir şey olmadığını söyler. o hiçbir şey olmamış gibi davranırken sen de hiçbir şey olmamış gibi hissedersin kısa bir an. o sen değildin sanki, o zavallı aptal sen olamazsın. ama sendin, acı gerçek işte bu. ağır bir acı hissedeceksin, uyuyup uyandığında geçsin isteyeceksin. o kadar kısa sürede değil belki ama gerçekten de geçecek, buna emin olabilirsin.

üzerinden zaman geçer... sen, yanmış ama çoktan sönmüş, külleri bitmiş ve yeniden doğmuşsundur. ve hiçbir iz kalmamıştır.







ps. daha yazıya başlarken ''o gerizekalı şeyden bahsetmek bile istemiyorum.'' dedim ama maşallah destan düzdüm. ilham geldi yazdım valla yapcak bişi yok.

11 Mart 2012 Pazar

beni seven böyle sevsin diye diye Akrep Nalan'la yarışır oldum

kış demek ayılık demek. bu ara sadece hem deli gibi yemek yemek, hem de ayılar gibi günlerce uyumak istiyorum. bence artık ben de her kedi gibiyim.

uyumak kilo aldırır, adı üstünde kimler kış uykusuna yatar: ayılar. bildiğin ayı lan. yani ayılık var benim hamurumda, yapcak bişi yok. birkaç aydır deli gibi kilo almışsam eğer bunun suç ortağı uyumaktır, uykuya olan açlığımdır. ciddi ciddi yıllarca uyumak istiyorum. ve gelelim asıl suçluya: insan gibi yemeyi bir türlü öğrenemedim. ben bir pisboğazım! şimdi pisboğazlara da hakaret etmek istemiyorum çünkü benimki artık o sınırı çoktan aştı. benimki artık baya yamyamlık boyutunda. yemek bulamadığımda adeta bir King Kong, bir Frankestein olup çıkıyorum. ister sıcak bir anne yemeği, isterse hayvanlar gibi koca bir kalıp çikolata olsun, herhangi bir 'yiyecek' mideme girdiğinde benim karşımda bir tabela çıkıyor.

MUTLULUK
Rakım: matematiğim çok kötü ya sori :(
Nüfus: ben tek siz hepiniz

geçen ay finaller bitti benim için tembellik başladı. ''amaann tırt zaten tatil, otururum yatarım evde. ne çıkcam'' dedim, önüme geleni yedim. hiiç umrumda olmadı valla. tabi kimse de buzdolabını camdan atmazsa olacağı budur. olm koymuşsunuz koskoca buzdolabını önüme, aklıma yemek gelcek başka ne gelcek. durmadan kafamın üstündeki düşünce balonunda yemekler var. milletin düşünce balonunda ne biliyim düşünceler olur, planlar olur, küfür bile olur ama yemek olcağını sanmıyorum. bu bi tek bende var buna eminim. neyse işte en azından ateşi bulan adam acısaydı bi oturup düşünseydi ''yaa bırak ne bulcam ateşi! yemişim ateşini de alevini de. kızcağız harap oldu yemekten. hem ateşi bulmazsam belki Çelik ateşteyim şarkısını yapmaz.'' en azından düşünce balonumda sadece çikolata, cips, biscolata filan olurdu. adana, karnıyarık, mantı olmazdı.


ben kilolarımla barışamadım bari siz onu bağrınıza basın

kilo almak çok pis bişey. bütün pantolonlarımın içinde kendimi her an patlayacak balon gibi hissediyorum. bide kış ya, giyiyoruz altımıza kışlık külotlu çorapları, çok zayıfmışım gibi biraz daha şişkin görünüyorum. bebekleri deli gibi kat kat giydirdiklerinde o minnak kolları havada kalır ya aynı öyle oluyorum. yarebbim o kışlık çorapları kim icat etmişse gidip dalmak istiyorum. haa sıcaklığına bişi demiyorum. tek iyi tarafı da o zaten başka da bişeyi yok. allaiçin işini gerçekten iyi yapıyor. süper sıcak tutuyor, kıçında doğalgaz peteği varmış gibi bir his. millete bakıyosun dişleri birbirine değiyor, üflesen kardan adama dönüşcekler ama sana bi özgüven geliyor. böyle yanlarından hışımla geçiyosun böyle bi afra bi tafra. niye çünkü altında danalar gibi kalın yünlü çorap var.

ne diyodum heh asıl suçludan bahsediyordum: öküzler gibi yemek. evet durum tam olarak böyle. kedi gibi girip yorganın altına, o sıcacık yastığa kafamı gömmekle bitmiyor iş. sorun keşke sadece uyku olsa. bu aralar sadece bunu istesem de, bundan daha fazla istediğim tek şey tıkınmak!

birkaç gündür kimi görsem ''sen kilo mu aldın'', ''aa sen kilo almışsın'' hee canım he aldım. öküz gibi yedim ve aldım. şimdi uza bakalım da diyemiyorsun. bide öyle bi şaşırıyorki sanırsın yanımda uzaylılarla gelmişim anasını satayım. gözlerini belertiyo o pis ağzını açıyor böyle. nasıl kırılıyorum nasıl eziliyorum o laflar karşısında. acımı kalbime gömüp kemküm edip geçiyorum. ama acı olan ne biliyor musun, bu pisboğazlığımla kendi rekorumu kırdım ve bunun sonuçları artık gözle görülür bir hal aldı. çok korkuyorum yarın öbür gün insanların aklında şöyle bi kız olarak kalmaktan ''ya bi kız vardı ya göbeği ondan önce gelip yer kapıyodu. Kırkpınar Güreşlerine mi katılıyodu o yaa kolları kalın kalındı. hani mont giymediğinde bile mont giymiş gibi şişkin kız vardı ya ahaha neydi onun adı'' diye hatırlanmaktan. eğer öyle bişi olacaksa valla bak yarın ölüm orucuna girmezsem adam değilim. ama bu halimi görüp kilolarımı bağrına basan ve ''yaa bırak allaşkına gayet de şirin duruyo'' ya da ''sana çok yakışmış amaaağ'' diyenler artacaksa ve beni her gören artık böyle konuşacaksa danalar gibi yemeye devam ediciim. yemeğimden kendimi hiç mahrum edemem yani. beni seven böyle sevsin hayret bişey.






ps. bu yazıyı okuduktan sonra beni ilk gördüğünüz yerde (twitter yada feys de olabilir) önce ''cınım yaa sen şişman filan değilsin sadece balıketlisin ve bu sana çok yakışıyor'' diyin sonra zayıflamam gerektiğini söylediğimde beni destekleyin ve bana sürekli bunu hatırlatın yoksa yakarım bu gezegeni!!!

4 Mart 2012 Pazar

Reklamcıinsankişisi mutfakta

şu an bu satırları mutfak önlüğümle mutfaktan yazıyorum. 23 yıl mutfağa girmemiş biri için mutfak korkulu rüyadır. bende de aynen böyle oldu.

sabah erkenden kalktım. sonuçta pazar, millet bilmemkaçıncı rüyasında ben pıt pıt kalktım kahvaltımı yaptım geçtim bilgisayarın başına. bi yandan da tvde pazar sürprizi var ona bakıyorum. sesi bi ara fazla mı açtım nedir adam bas bas bağırıyor ''GECELERDE HANGİ ÜNLÜYE RASTLADIK DERSİNİZZ! BİRAZDAN PAZAR SÜRPRİZİNDEE!!!'' diye. baktım annem uyanmış geldi kadıncağız korktu heralde. twitterda gördüğüm bir tivitle hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. ''pasta keyfi. pasta yapıcam;)'' yazmış biri, benim kafamda ampul yandı hemen. dedim benim neyim eksik. normalde var ya para versen popomu kaldırıp mutfağa gidip yemek yapayım demeyen insan, o tiviti gördüm çıldırdım resmen. benim için artık büyük bi görev başlamıştı: mozaik pasta yapıcaktım!

giyindim çıktım evden. romantik komedi çekiyoruz sanki, bende bi havalar bi afralar tafralar. markete girdim. kaşlarımı çattım havalı havalı bakıyorum mutfağa gircem olm az şey mi. o an marketin güvenlik kameralarını taksimde dev ekranda verseler var ya millet korkudan kaçar. suratım şekilden şekle giriyo, ''hmm bunu alayım evett'' diye. sanırsın akşama kaynanam gelcek, gidip 3 çeşit yemek yapcam, o havalardayım(burdan gelecekteki kaynanama sesleniyorum, şey.. ben çok hamaratım da^_^) alt tarafı bi süt, 2 paket pötibör, bide margarin alcam ama resmen oyalanıyorum. makarna reyonuna girdim, ordan gidip deterjan reyonuna girdim çamaşır makinasını çalıştırmayı bu yaz öğrenen ben değilmişim gibi, hatta bi ara porselen reyonunda kahvaltı setlerine bakıyordum o derece. neyse aldım alcağımı kasadan geçtim eve döndüm. asansörde aynada tebessüm ederek kendime bakıyorum böyle. neyse açtım kapıyı bide ne göreyim annem bazayı açmış bişiler yapıyor. anne onlar ne dedim ''senin çeyizlerin'' dedi. ne alaka, nerden çıktı diye düşünürken annem beynimi okumuş gibi ''çeyizin tamam gibi, eksiklere bakıyorum'' demez mi. ''lan? yoksa akşama hakkaten görücüler filan mı geliyor?! hayıırrr!! beni hiç tanımadığım birine vercekler, üniversiteyi boşuna mı kazandım, boşu boşuna mı Reklamcıinsankişisi oldum, hayallerim suya mı düştü şimdi, içime doğmuş demek ki bak gittim pasta malzemesi bile aldım:( diye beynimin içindeki Cansever ayaklandı resmen. neyse ki kısa sürdü, yok lan öyle bişi olur mu dedim. vaktim olsa daha da sürerdi bu dram ama bir an önce mutfağa girmeliydim. ama önce yapmam gereken bişi vardı. twittera girip pasta yaptığımı yazdım hava atmasam olmaz, kırk yılda bir yapıyorum olsun o kadar.


Allah belanı versin mozaik pasta gibi senin



evettt başlıyoruz. mutfak önlüğümü giydim ve pasta yapma işlemlerine başladım. anacım millet kalkıp ciddi ciddi pasta yapar ben gidip kıytırık, erkeklerin bile yapabildiği bişi yapcam diye salak salak havaya girdim. o pasta gözümden bir düştü ki anlatamam. ama bu yola baş koymuştum, ölmek var dönmek yoktu sonra dönek diye çağırırlardı beni mazallah.
o pötibörler adeta birer briket oldu, birer kiremit oldu. abartmıyorum yarım saatimi o bisküvileri ufalamak içni harcadım. bildiğin zaman kaybı. o an bi kardeşim olmasını çok istedim şimdi o yapardı diye üzülmeye başladım. bendeki şansa bak ki kardeşim yoktu ablam vardı ve o da evliydi. bunu yaşamayan bilemez. neyse öhömm.
bişey eksikti: müzik. gidip laptopu getirdim, müzik seçiyorum ama margarin tavada foşurduyor onu gördüm fırladım. bisküvileri ufalarken bakıyorum bu kase küçükmüş lan dedim. bi boy büyüğünü aldım bisküvileri ona boşalttım. üstüne koycağım malzemeler aklıma geldi bu da yetmez dedim gittim borcamı aldım dolaptan. olm bu da küçük derken eehhh yeter lan deyip tencereyi aldım hötönk diye koydum masaya. piskevüleri bi güzel boca ettim üstüne diğer malzemeleri eklemeye başladım. bu arada cevizleri dövmek için kullandığım yöntem gayet salakçaydı. alüminyum folyoya koyup tahta kaşıkla dövdüm bildiğin. folyo yırtılıyo cevizler yüzüme fırlıyo filan.
sıra süte gelmişti. tarifte 1 bardak diyor, döktüm sütü, oha lan çok kuru oldu bu deyip yarım bardak daha ekledim. hala kuru, bir bardak daha ekledim ama nasıl tırsıyorum. fazla süt koyarsan cıvık olur gerçeğini tamamen unutmuşum. en son folyoya sararken baya küçük ufaladığım piskevütler görünmüyordu artık. folyoyu öyle bi bastırıyorum ki yırtık yırtık oldu onları kapatayım derken öküz gibi folyo harcadım sanırım. sonra acı gerçekle yüzleştim: evet süt fazla gelmişti, piskevütler biraz daha büyük olmalıydı, bir pasta yapmayı bile becerememiştim! ben mozaik pasta değil bildiğin kakaolu puding yapmıştım!!

folyoya sararken o dolma parmaklarımla narin folyoya kaba davrandım sanırım, öyle ki bi ara o cıvık pastam(!) yanlardan pörtlemişti. suratım asık, alt tarafı mozaik pasta bile yapmayı becerememiş olmanın çaresizliğiyle tabağa koyup dolaba yolcu ettim kendisini. o malzemeler hayattan soğudular yeminle, folyoysa bi ara ana avrat dümdüz sövüyordu. amaann ilk denemeye göre gayet de başarılıydım valla kimse kusura bakmasın sori.





ps. Evde kalacağını nasıl anlarsın adlı film çekimlerim devam edecek. devamı Pazar Sürprizinde.

25 Şubat 2012 Cumartesi

doğumgünüm bana geldiğin gündür

şimdi, bana gelirken nasıl gelmişler bunu inceliycez. işte blogumu aratırken girilen kelimeler:

# tansiyon çıkınca. lan sağlık ocağı mı burası. hayır bide doktordan, dişçiden, hastaneden ve özellikle hastane kokusundan nefffret eden bir tipim ben. kalkıp bunu aratmışsın. gidip bi tuzlu ayran içsene olm deli misin. bi dk yoksa ayranı tansiyon düşünce mi içiyoduk?! bak daha bunu bilmiyorum ben. benden umudu kes yani.

# gerçek hayatta barbie yaşıyor mu. soruyu sormanı, böyle bi soruyu sorma gayretinde bulunmanı, sonra klavyede yazmanı geçtim, o umuduna söyleyecek söz bulamıyorum Allah canını almasın senin. hayır bide yaşasa ne olur yani anasını satayım. napıcan yani bi söyle bana.

# gülen yüzün neşen hiç eksik olmasın.
Allah razı olsun. gözümsün.

# facebook belgesi. evet ben de zaten Zuckerberg'im ama herkese yalan söylüyom. burdan çıkınca gidip feysbuku yeniliycem. çok sıkılıyom biliyon mu, napim bende kalkıp feysten sinirimi alıyom. feysi nasıl daha iğrenç bi hale sokarım onun peşindeyim. zaman tüneliydi, hayat hikayesiydi, ebesinin körüydü hep bunlarla uğraşıyom işte.

# her gün aklımdan geçiyorsun insan bir selam verir. manyak mısın olm ne selam vercem tanımıyom etmiyom hayret bişi. sapık mıdır nedir! bi İbrahim Sadrimiz eksikti.

# bok ye. sen ye lan malak. utanmıyomusun hiç koskoca Reklamcıinsankişisi ablana bok ye diyosun. yüz verdik bi yeriniz kalktı he! pisboğazım dedim, balıketliyim dedim ama kendime bu lafları ettirmem yani. terbiyesiz yaa kalkmış bunu yazmış resmen.

# şişko kişiler.
hayret bişey! blog değil küfür duvarı sanki. ben bu blogu ipini koparan gelip burda küfretsin diye mi yazdım olm. ayıp diye bişi var yani. hayır ben şimdi sana yaratıcılığını sikeyim sana bişi olmasın desem ayıp olmaz mı, olur. he işte o zaman sen de akıllı olcaksın. git gözüm görmesin seni. şişko sensin, kişi de sana girsin taam mıaa!!!1!!11

# metroseksüel erkek ne kadar itici. metroseksüelden kastın kaşlarını karı gibi kavisli alan, her sabah sinek kaydı traş olan erkeklerse bence itici lafı iltifat kalır. öğğykk! haa ama erkek diye de öküz gibi çıkmasın karşımıza yani. ne bilim elleri güzel olsun, tırnaklarının arası siyah olmasın, dişleri sarı sarı olmasın, saçı kepekli olmasın, en önemlisi güzel koksun. bunlar metroseksüelliğe giriyorsa hiç de itici değil, gayet de erkek dediğin böyle olcak. yoksa güle güle.

# sevdim seni laf aramızda.
ha şöyle. bana bunlarla gel işte. sevilmicek insan mıyım lan ben ^_^

21 Şubat 2012 Salı

bir insanı evlilikten nasıl soğutursun sezon 1 bölüm 1

bu aralar bana evlilik de evlilik diye çemkiren insanların sayısında delice bir artış gözleniyor. birisi benden gizli millete broşür filan mı dağıttı acaba diye düşünmeden edemiyorum. ''evlilik evlilik diye reklamcıinsankişisinin başının etini yiyene 5 kg et veriyoruz. hele bir de onu evlilikten soğutursanız 1 yıllık etiniz bizden. geell vatandaş geell Lady Gaga bile etini bizden alıyuooeer'' şeklinde.

artık belli bir yaşa gelince, o an öğrenci misin çalışıyomusun aç mısın tok musun hiç farketmiyor, bu evlilik muhabbetleri için önüne gelen siftah yapmaya başlıyor. amansız bir yarış içindeymişçesine herkes birbirinden farklı gerekçelerle gelince istemeden de olsa durup düşünmeye başlıyosun. ''harbiden lan adam haklı'' diyosun, o kadar ikna edici konuşuyorlar yani. reklamcı olcam ama adamlar benden iyi ikna ediyolar valla. asıl amaçlarını henüz çözememiş olsam da, sinsi bir plan içinde oldukları kesin.


teker teker gelin olumm

şekerim düşmüş mesela çok acil bişiler yemem lazım yoksa düşüp bayılıcam ''senin yaşındakiler kendi yuvasını kurdu sen daha makarnanın suyunu koymaya üşeniyorsun'' demiyolar mı o an böyle içimde yaşama isteği ölüyor. keyifsiz oturuyorum pc başında pinekliyorum mesela, başlıyolar ''senin yaşındakiler para kazanıyor, senin yaşındakiler site kurup zengin oluyor, senin yaşındakiler ebesinin nikahına gidiyor''. heh işte tam o an ''eeh s..cem o benim yaşımdakileri o olcak lan!'' diye dünyaya bağırmak istiyorum!

öğrenci olmak, bekar olmak, aileyle yaşamak bu yüzden gayet boktan bir durum. tamamen bağımlı, gerizekalı, asalak bir tipsin sana ne gibi bir saygı duyabilirler ki. şimdi bunu okuyanlar şey demesin ''vah garibim külkedisi gibi yaşıyorr evlatlık mı edinsek bunu acaba''. ben ailemden memnunum da benim garezim bu tipik 'aile söylemlerine'. yemin ediyorum evliliğe en can atan kızı koy şu eve, ertesi sabah küfrederek çıkmazsa adam değilim. biliyorum çünkü. o yüzden ben de bu aralar, özellikle son günlerde değil evlilik, ev lafından tiksiniyorum. karşıma Brad Pitt'i getir, yok lan ona da çok ölüp bitmiyorum, hmm mesela getir karşıma James Franco'yu ondan bile kaçar giderim bi dk durmam. yemişim evliliği de yuva kurmayı da, evinin kadını olmayı da.


hayalim 3 kelime o da şöyle: bekar ve huzurlu

zaten oldum olası öyle deli gibi evlenme meraklısı bi tip değildim, he nedir, en fazla bi gelinlik görünce içim gider, ama o da ancak tarz bi gelinlik olması lazım, o kadar yani. onun dışında, bilenler bilir fanatik bebek hastasıyımdır ama onun için de evlenmek şart değil. ben yutuptan bebek videosu izlemeye razıyım valla, yeter ki beynimin dibinde dırdır etmesinler. erkeklerde bu psikoloji var ya hani, evlilikten kaçmalarının bir nedeni de bu hatta ''abi bırak yaee kadın dırdırı mı çekcem allasen'' bazen kendimi öyle hissediyorum resmen. böyle evlilikten kaçan, 30'undan önce evliliğe tövbeli erkek çoğunluğu gibi. yani dırdırın d'si bende yok, tam tersi yanımda herhangi bir dişi 2 dk dırdır etsin o an kaçasım geliyor. bununla kalmıyor, erkek olan herhangi bir canlıyı görmeye tahammülüm yok. çünkü bana evliliği hatırlatıyor, evlilikse maruz kaldığım bu işkenceye boyun eğmek demek. feminizm forever! \o/

hayır örnek verdikleri adamlar da nasıl biliyomusun, gayet de benim yaşımda ama 3. çocuğa hamile tipler filan. bi gidin yani rica edicem, örnek vere vere bu tipleri mi veriyosunuz. savunmaya geçtiğimdeyse acı gerçek şlap diye okkalı bir osmanlı tokadı şeklinde yüzüme vuruyor: sen kendi paranı kazanana kadar bu afra tafra sürüp gidecek. bi dk lan neyin parası, evlenene kadar mahkumsun şekerim kaçar yolun yok. napalım başa gelen çekilir, her gülün bir dikeni vardır diyerek başımı eğip he diyip geçiyorum.




ps. bu ara o kadar çok ''evlilik, yuva kurma, kendi evine sahip olma'' laflarını duydum ki, canını seven bana ev demesin. lafımı sokar giderim.