16 Ağustos 2010 Pazartesi

hep aynı terane


radiohead'in creep'ini dinleyip dinleyip,'sürüngen' gibi sürünerek,kendimizi mahvederek seviyoruz biz kadınlar.sebebini sorsan,herkes ayrı telden çalar.duygulu,herşeyi dibine kadar yaşayan iki ayaklılarız vesselam.en alelade mevzuda işin içine illa ki kalp denen gerizekalı,işe yaramaz,ne idüğü belirsiz zibidiyi katıyoruz.buna fitil oluyorum.evet ben de bi kadınım ve evet bu olayı ben de yapıyorum.ama muhalifim de son damlasına kadar.neden yani,neden bunu da biz yapıyoruz ki.sen 9 ay içinde bi canlı barındır büyüt,en son evreyi hani işin final stage'ini zaten söylemiyorum.bizi habire bilmemkaçıncı sınıf olarak gören,alaşağı eden herifleri o işkenceyi çekmeye çağırıyorum.kolaysa gel doğur ulan.sonra işin bi de her ay olan bi başka boyutu var.isim zikrederek şimdi bu vıcık vıcık sıcaklarda kimseyi yazıyı okuduğuna pişman etmek istemem.hayatta birçok şeyi biz kadınlar yapıyoruz ama lafa gelince dünyayı erkekler yönetiyo.hakikaten kebap!
aşık oluruz,belli etmeyiz bazen çünkü artık hani deneyimlemelerinden anlamışsındır ki karşındaki küçük bi çocuk.aşk'ı kaçmak ve kovalamak olarak algılıyo hala.ondan ibaret onun için bu işler.yazık ulan diyip yoluna da devam edemiyosun,bakınca için eriyo,öyle de bi piç.''ne zaman aşık olsam psikopata bağlarım,herife 'heyy ben burdayım' der gibi 7/24 kendimi hatırlatmak isterim,artık kusacak seviyeye getiririm ilgimle alakamla'' diyenlerdensen de o zaman işin binbir kat zor.neden?çünkü bu kez de senin artık bir 'kolay kız' etiketin oluyo.tırnaklarınla kazısan çıkmaz,tırnaklarınla kazıdığın emeğinle yapıştırılmasına sebep olduğun o etiket.evet,sen o etikete kendi dişinle tırnağınla sahip olmuşsundur.onca saçmalaman başka neye yarıyo ki hacı.selvi boylum al yazmalımda 'sevgi neydi sevgi emekti' denilip durulması da bundan bi nevi aslına bakarsan.filmdeki senaryoyu unut şimdi.sevince yukarda altını çizdiğim durumları hangi kadın yaşamıyo.istediği kadar inkar etsin,en az bi kere bile olsa yapmıştır hepsi.ve sonuç olarak o yaptıkların belli bi 'emek'le olmuyo mu,oluyo.yani şu meşhur 'sevgi neydi sevgi emekti' deyişi de bence burdan geliyo.
aşklarını arabesk yaşayan,dibe vuran sonu bulan modlara girip de bi daha çıkamayan utanmazlarız aslında biz.sonra ''neden böyle oldu,neden şöyle olmadı,şunu yapmasaydım şöyle olurdu da onu yapmasaydım onlar olmazdı,neden o gün bilmemneyi söyledim de sonra bimemne oldu..'' elinin körü oldu.bi kere aşkta mutlu olunmayacağını anlayarak kollarımızı sıvayıp bu kapıdan girmemiz gerekiyo en baştan.sonraysa zaten bu sorgulamaların da kendi içinde haklı ama uzun vadede aptalca olduğunu artık anlamamız.kadınlara bu konuda kendilerine çekidüzen vermeleri gerektiğini söylemek onları sadece daha da inat yapıp daha saçma şeyleri yapmaya iter.sonra erkekler de kuruldukları kaf dağının ardındaki zümrüt yakut yahut altın tahtlarında ''kaçmak kovalamak hehe'' diye kıs kıs gülsünler bize.yine kebap oh ne kebap!

15 Ağustos 2010 Pazar

senle ilgili şeyler bunlar


saçların bilmediğim bi masalı anlatır durur
güldüğünde inandığım buzdağları erir
bana bakıyorsun sandığımda fotoğraflarında
anlarım ki fotoğrafı çekendir o an kaale aldığın.
ne aptallık.
ama hala
tuhaf ama
çok iyi tanıdığım biri gibisin
kızacak olsam
hatıraları hatırlayıp vazgeçen biri gibiyim.
vazgeçemem oysa bakmaktan yüzüne
arabesk ya da değil bunlar
klişeleri de sevmesem dahi
biliyorum ki
hayatın kendisi klişenin önde gideni.
ama saydırsan hayata
saydırmayacak kadar aklı olduğunu gösterir sana
saydırmaz
parmağında oynatır.
spontane şiirler devrindeyiz dostum
herşeyden ilham araklamaya çabalama boşa.

hatırlamalı sevgiyle anmalı ümitlerle yarınları hoş tutmalı


neyi yazabilirsin ki laf dönmeden dolaşmadan direk gelince 90'lara.ve nasıl?zaten
80'lerin sonunda doğmuş birinden haddi hesabı olamayacak kadar iyi bi yazı yazmasını beklemek;izelin çeliğin ercanın adının artık asla birlikte anılmadığı,tarkanın metamorfoz geçirdiği,mustafa sandalın başının bağlanıp baba olduğu günümüzde yonca evcimik'in tivitine bandım şarkılarıyla dişi ismail yk haline bürünmesine şaşırmamak kadar saçmadır.yapılmaması farzdır.
gecenin bi vakti,1'e varmaya hazırlanırken saat,birden kalbim o yıllarda attı.hiç büyümedik ki biz.hala,tuhaf renkli ve haddinden bol tişörtler giyip aptalca dans ederek,şimdi dinlediğinde gülemeyeceğin kadar saçma ve anlamsız gelen o şarkıları söylüyoruz aslında.2000'ler denen uyuşturucu bizi her gün biraz daha saçma hayatlarda kaydırıyor.yerde muz kabukları falan da yok üstelik.kaygan olmayan bi zemin üstünde kaygan,yavan ve yavşak hayatlar yaşıyoruz.sakız gibi.tadı çabuk kaçıyo ve çoğu kez ertesi gün aynı şeyi yaşayacak olduğunu bilsen de,aynı sakızı milyonuncu kez çiğnemek için can atıyosun.ne de olsa reklamın gücü!günümüzde reklamın geldiği nokta yadsınamayacak kadar yukarda.kalite kimi zaman göreceli tabi ama nerde çokluk orda bokluk felsefesi çoğu kez reklam dünyasında da bağırarak kendini gösteriyo.evet ne diyodum,lafı reklam dünyasına getirmiycem elbette.
kim bilir hangi rüzgar esti,hangi dağda kurt öldü de bu gece 90'lar depreşti...her nereden esiyorsa ve estiriliyorsa o rüzgar,sağolsun varolsun.pek bi mesudum şimdi.



ps.daha başta dedim size dimi,80'lerin sonu 90'ların başı kuşağı çocukları olan benden senden bizden ne uzunlukta bi yazı çıkabileceğini.



12 Ağustos 2010 Perşembe

aynı nehirde iki kere yıkanamazsın,bi kere yıkandın tamam çıkabilirsin artık yeter çok kaldın


değişiyosun.dönüşüyosun.eskiden olmadığın,belki olucağını düşünmediğin bile biri oluyosun.buraya kadar tamam.arada muhalefet yapıcak olanlar da var kabul.''ben doğduğumdan beri aynıyım.7'mde vıdı vıdı 70'imde vıdı'' muhabbetleri gırla olucaktır.ama ya sandığın gibi değilse,hiç düşündün mü bunu?
uyuduğunda milyonlarca hücren ölüyo mesela,ölüyosun bildiğin.sabah uyandığında bambaşka bi insan olduğun anlamına gelmez mi bu peki?abarttım belki,sırf vücut kendini yeniliyo diye sabah millete bağırıp çağırıp ''ben nerdeyim uleayynn!!!'' diye çıldırıcaz demiyorum.dün naptığını unutup,hatta inkar edip sadece bugün olduğu kişiye odaklanan bi insan evladı olucaz da demiyorum.hatta öyleleri,yarın nolucağını,nasıl bi insan olucağını da kestiremezler.bi nevi rotasız bi gemi olduğumuz anlamı çıkarılmasın anlatmaya çalıştığımdan.demek istediğim şu ki,hayatta herşey değişiyorken,koca Herakleitos bile aynı nehirde iki kere yıkanılamayacağını buyurmuşken,sen istesen de değişmicem banane diye ayak dire.diret.bu sıcakta,nerden çıktı bu konu bu ağır muhabbet diye ben de soruyorum kendime.ne bileyim saçmalamadığım bigün yok ya hani benim,bunu yine görün istedim belki de kim bilir.zaman zaman kişi gem vuramıyo aptallıklara,boşveremiyo saçmalıklara,normal olmayan biri gibi davranmaya çabalamaktan alamıyo kendini işte.geniş zamanda düşünmek gerek tabi bunu.çünkü kanımca bu çok geniş bi durum.baya bildiğin bi ömür böyle gezenler var.ilerde,mesela bi 10 yıl sonra ben de hala böyle olur muyum diyorum kendime.kendine haksızlık etmek,kendi kendini yerin dibine sokmak olarak algılayabilirsiniz yaptığımı.ama ne insanlar gördük,gördük ne aptalca bi kendini beğenmişlikle kendilerini uyuttuklarını,uyuşturduklarını kalplerini kendilerinin bile inanmadıkları bi yalanla.anladık ki bi işe yaramıyo o şey.zaten bi yerde kendini çok beğenen,öven,bıraksan kendini yalayacak insan varsa kaç kurtul derim.nerde bi kendinden nefret eden,bi b.ka yaramadığını ve uzun vadede asla yaramayacağına tüm bünyesiyle itimat eden biri varsa hep o gruba girer.girer de bi ömür çıkamaz.bu böyledir.abartıda hep bi başaramayış,beceriksizlik,kendine güvensizlik falan filan vardır zaten.neyse ne diyodum...hah,hani her daim saçmalayışlarımı dile getiriyorum diye,'varsın kırmızı ışıkta dursun otomobiller ben serilip yere gökte kaç yıldız var acaba diye sayacak kadar hayalperest,pervasız,korumasız ve sonsuza kadar salak kalacağım' sözünü buldum bulalı manasızca daha bi hoşnut hissetsem de burda kendine son raddeye kadar güvenen,kendine aşık,narsistin kralıyım anlamı yok.olamaz da.yukarda vızırdadıklarıma rağmen yani.zaten sonsuza kadar salak kalıcam diyen birinin o özellikleri üstünde taşıması diye bişey olamaz.XL olur üstünde,taşıyamaz.nerden nereye geldik...bak aynı yazıda anlam bile değişiyorken kısa bi zaman diliminde,insanoğlu kuş misali bugün burda yarın nerde kim bilir.bugün böyle yarın nasıl olucak muallak(otomatiğe bağlamış blog yazarı stayla).



11 Ağustos 2010 Çarşamba

bir Padawan var benden içerü


artık bi Padawan'ım ben.evet.her ne kadar dünya gözüyle star wars izlememiş biri olsam da.insana bilmediği bi lakap takılınca 'o ne lan,iyi bişey midir ki' diye kaykılabiliyo olduğu yerde.ben de öyle yaptım.ama sonra gerekeni yaptım,ne demek olduğunu bana vahiy gibi yollanan linki açıp baktım öğrendim.öğrenmeye ne kadar açık biri olduğumu söylemiş miydim daha önce.mesela...neyse tamam saçmalıcağımı anlayıp U dönüşü yapıyorum şu an.
efendim artık bi Padawan olarak yememe içmeme dikkat etmem gerekiyo.öyle ağzıma gelen lafı söylememem,baktığımda görmem,duyduğumu anlamam,Jedi üstadın bi dediğini iki etmemem gerekiyo.tamam saçmaladım.tamam yeter küfretmeyin nolur.Padawanız da insan olduğumuzu unutmayın pls.neyse sonuçta insanlar saçlarını değirmende ağartmıyolar,Jedi olmak her yiğidin harcı olmamakla birlikte ve zat-ı alim de Jedi olmak gibi bi niyete sahip olmasam bile madem Padawan olduk gereken neyse yapalımcı bi zihniyete dün akşam itibariyle bürünmüş oldum.ah efendim bi bilseniz bu nasıl bi yüktür insanın omuzlarında.hani şimdi ben Padawan oldum ya(adımın da başharfini büyük harfle yazmak gibi bi olayım mı varmış lan benim,pardon lakabım)dünden beri nerde lan ışın kılıcım falan diyorum kendi kendime bazen.Jedi efendi bana Minik Padawan dediğinde keşke bunu da düşünseydi.neyse O'nun da başı işinden aşkın(hayır tersi olucaktı biliyorum ama belki ben kelime oyunu yapmak istiyorum.bi Padawan olduk diye insanlığımızı mı unutucaz allasen).en nihayetinde kolay diil hem Jedi,hem hoca,hem ME olmak filan.o da insan.onun da canı var tağammaaaa...burdan da sevgili Jedi'me saygılar yollamayı bi borç biliyorum yolluyorum.
başkası olma kendin ol.zaten Padawansın bi de konuşuyosun burda böle kelimeleri yuvarlayarak.terbiyesiz.insan mısın sen.de get,gözüm görmesin seni(yazar burda kendini dövmeye başlar.tekme tokat sesleri yükselir...).



9 Ağustos 2010 Pazartesi

yaz'ım


yazıcam artık sana
şu yaz aylarında.



5 Ağustos 2010 Perşembe

tüm kelebeklere ve kelebek gibi çocuklara


uçamıyorsun çocuk.
yalpalıyorsun bi olmazın
tam orta yerinde.
nedir kimdir
içindeki biri,şey;
hiç bilmiyorsun.
bilmiyordun
4.günü diye birşeyi olmadığını hayatının.
nereden bileceksin hem,
kitap okumak istesen okuyamaz,
bi şarkının sözlerini bulup buluşturup bi yerden
dinlerken eşlik edemez,
şiir yazamaz,
küfredemezsin çok kızdığın birine birşeye
herhangi bi zaman diliminde.

öyle esrik,öyle esir,öyle eski ki hikayen...
yazmak istesen yazamazsın.

3 Ağustos 2010 Salı

hepsi çok,hiçbiri yok


çok melankolik,çok yalnız,çok özlemli,çok sitemkar,çok duygusal,çok pesimist,ve çok öyle çok böyleyim.öyle böyle diil ama.her an bişeye bakıp,bişey duyup ağlayabilirim lan.sonra da deli sanarlar.ne güzel.herkesin isteyeceği,çok ölüp biteceği bişeydir ya hani deli sanılmak.ama ben,yine de,şu an tam tersini düşünsem ve hissetsem bile,bazen deli olmak,deli gibi düşünmek ve bi deli gibi özgür hissetmekten yana olanlardanım.neyse konumuz bu değil.nerden geldim buraya...
demek istediğim hiçbir şey demek istemediğimdir,şu saatler nüfuz etmekteyken içime dışıma.ruhuma bi mühür gibi yalnızlığı damgalaması her an,içmediğim her sigara dumanıyla birlikte daha katran ve daha az çocuk haline getirmesi beni bu,bu durumların,aslında çok bıkıp usandığım bi durum.bilmiyorum ne derece anlaşılıyorum şu an,ya da kaç tane insan evladı başını ellerinin arasına almadan anlayabildi.ama dedim ya,ya da demedim belki bilmiyorum,anlaşılmak da çok da bi yerimde olan bişey değil bu aralar.kendimi anlamak,kendimin kendim tarafından anlaşılmasını istiyorum belki de yalnızca.okuduğunu anlama ve anladığından bi paragraflık bi özet çıkarma ödevini kendime versem,okuduğum şey ben olsam,eminim,bi bok yazamıcağımı bilirim.bilirim de bişey yapamam.ve bişey yapmadan öylece dururum.durur durur yine düşünürüm ama bu,Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesinde duran Rodin'in Düşünen Adamı gibi görünmemden başka hiçbir işe yaramaz.yani biz orda,o adamcağızın ne düşündüğünü nasıl bilmiyosak,ben de benim ne düşündüğümü kimse anlamadan öylece dururum olduğum yerde.
sayılabilecek en karanlık sıfatların 'çok'luğu içinde tek başına savrulup duran,insanları anlamamış ama en başta kendini anlayamamış,şarkılardan medet uman,sessizlikte bile huzur bulamayacağına gönüllü inanan,saçmasapanlığın gönüllüsü,anlamak-planlamak-oluruna bırakmak-boşvermek işlevleri yüklenmeden yani ekranda halen daha loading yazısı göz kırparken dünyaya gelmiş biriyim ben.ve daha fazla bi sürü şey daha...oturup kendimi anlatsam,öyle birbirinden alakasız sıfatların sıfatsızlığında bişey çıkar ki ortaya...barışık olmak lazım tabi,herşeye rağmen insanız.ama insan,neden başkaları gibi değilim demeden de edemiyo.maymun iştahı olduğunu sanmıyorum bunun.biz düpedüz maymunuz da,en kral muz cumhuriyetini koysan önüne yine de adam olamıcak iki kollu iki bacaklı,sol tarafında adını bile anmak istemediğim kırmızı bişey,ellerinde köfte gibi 10 tane cisim,koşan,gülen,ağlayan tuhaf şeyleriz.doğrusu,bi gün,çok uzak bi zaman ve çok uzak bi yerde bizi gerçekten anlayabilecek bi canlı olucak mı,şu an merak etmeye başladım bile.süre başladı.yarışmacı arkadaşlara başarılar.



2 Ağustos 2010 Pazartesi

sessizliğin sesleri ilham verdi bana ağustos başında


durdum.bi şarkı duydum.dinledim.dinlendim.anlattı ki,herşey bi gün istediğin gibi olucak.tam bunları söylemedi tabi ama ben bunları anladım sözlerini bilmediğim o şarkıdan.sessizliğin sesleri.sessizce durduğum burda,bi o şarkı ve ben.içimde bi sürü ses.dışıma aksalar bilirim kimse bişey anlamıycak.ben de anlamıyorum zaten.
vermeyi istediğin kadar kilo vericeksin.meraklanma,çikolatadan vazgeçmene gerek bile kalmıcak belki de.bi de bakmışsın,istediğin elbiseler üzerine oyuncak bebek gibi yakışmış.hiç keyfin yokken yerinde,çok sevdiğin bi arkadaşın arıycak,şifa gibi gelicek sana,gidicek yorgunluğun,canının sıkıntısı.saçların istediğin şekli alıcak.kırıklara bakıp bakıp kırılmıycaksın.bi gün bi telefon gelicek,teyze olmuşsun mesela.gözlerin dolucak.bişey demiyceksin.diyemiceksin.deme de zaten.sessizliğin sesleri yeter.hani hep,bi gün biri gelicek ve 'işte o' dicez dediğimiz biri vardır ya.tamam,belki kaşı gözü nasıl olur çok da net diildir kafanda ama,o gün,içine doğucak,içinde doğucak.
what you expect will come into ur life in an unexpected moment.dedim içimden.dedi içim.şarkı da çoktan bitmiş.



tatlı hatıralar

okulda çektiğimiz fotoğraflara gitti elim biraz önce.baktım.anladım ki kızları da okulu da özledim.bişey elindeyken,bişeye sahipken,bişeyi yaşıyoken anlayamadığı,değerini bilmediği ya da nefes alırken tam anlamıyla içine çekmediği şeyler zaman aşımıyla tatlı bi hal alıyo insanın gözünde.değerleniyo.bi nevi,anıların fazlalığından devalüasyon yaşıyosun ama illa ki bi zaman geçmesi gerekiyo değerlenmesi için onların.bende de hep olan şey tam da bu.
şimdi sıkıldığım her an bakıyorum o fotoğraflara.hiç de o zaman sandığım gibi değilmişim,fotojenik değilse bile fazlasıyla,o anın duygusuyla duruşun,gülüşün o ana etiketlenmiş ve o anla özdeş.yanisi şu ki,hatıralar hep güzeldir aslında.tabi bu genellemeye kötü hatıraları dahil etmiyorum.
içinde samimiyet,dostluk,arkadaşlık,tebessüm,gençlik,öğrencilik,İstanbul tatlarını bulunduruyosa,o hatıralar güzel değilse nedir