yol boyunca var ya resmen öleceğimi öğrenmiş de şimdi oraya gidiyomuş gibiydim. ölüme gidiyordum yarebbim bu da gelmişti başıma. hayatımda ilk kez diş çektirecektim bu benim için büyük bişi sonuçta. bide o hayvan gibi sıcak havada önlemimi alayım derken deri ceket giymişim patlıyorum, bi yandan da stres. neyse tünedim minibüsün arkasına insanların suratına son kez bakıyorum 20 dk sonra gözlerim hiçbirini görmeyecek allahımm ölüp gideceğim genç yaşımda diye maffoluyorum.
yol bitti, bu defa hastaneyi arıyorum birine sordum neyse ki sonunda buldum. randevu gerekiyomuş ve onu da 3 ay sonraya veriyolarmış. yuh lan benim orda dişim sallanıyo dişim çekilceği için keder içindeyim kadının dediğine bak. dedi ki Kızılay yanda, oraya gidin. hiçbir randevum bişeyim yok direk doktora 3. kata yönlendirdiler bi an içimde ufacık bi umut belerdi en azından bak beklememe gerek kalmıcak sıra derdi yok direk ölüp gitcem diye. böyle de gerizekalıyım. ortaya öküz gibi asansör koymuşlar ben diyette olan ve spor yapan bi insan olduğum için 3 kat merdiven çıktım. lan orda diş çekmeye pardon ölmeye gelmişin hala neyin derdindesin.
çıktım bekliyorum bikaç hasta var koridorda, randevu alcak kimse yok. benim gibi randevusuz gelen bi başka kadınla gözgöze geldik. ben aynen şunu dedim ''dişim sallanıyo durum çok acil randevu almam lazım:( '' durum çok acil ne lan sanki Nasa'da çalışıyo, gezegenler arası tehlikeli bişiler oluyomuş gibi durum çok acil diye rapor veriyorum. naparsın ölmeden önce son sözlerimi zırvalıyorum işte. neyse kadının biri lafa girdi direk doktordan alıyomuşsun randevuyu. biz de girdik benim gibi randevusuz kadınla doktorun odasına. oley be bu seferki dişçim sanki daha iyi birine benziyor diye bi sevindim. en azından öbür muşmula suratlı ex dişçimin pis ellerinde ölmicem, celladıma kanım ısındı taamdır okeyto, yenilik güzeldir, tebdil-i dişçide ferahlık vardır. öhöm tamam devam ediyorum. tam randevusuz hoop diye işimi halledebileceğim için sevinmişken dişçinin söylediği sözle ben bittim ''6'da gelin siz''. saate baktım 3. yuh lan 3 saat napcam ben dedim. aklıma gelen süper fikirle süper hissettim, 2 adım karşımda hep geldiğim alışveriş merkezi var gider misler gibi alışverişimi yaparım. ölmeden önce de alışveriş yaparız yani, hiiç eksik kalmam:P
tamam alışveriş yapıyorum iyi hoş da dakikalar azaldıkça buraya gelme sebebim hayvanlar gibi kendini hatırlatmaya başladı. 1 saat sonra dişini çekcekler gerizekalı sen hala kombin yapıyon, yuh ya 45 dk sonra dişin çekilcek senin yaptığına bak girmişin bi kabine o sıcakta kıyafet deniyon, ne 20 dk mı?! ve son 10 dk kala ben: ''gitmesem mi napsam yaa üff hiç istemiyorum çok sıkıldım eve gidip uyucam ben ya aa evet uykum var benim bak şimdi hatırladım''. 6'yı 10 geçe dişçinin odasındaydım. 10 dk da geç gelmiş bide salak. en son ''beklesin biraz banane dişini çekcek olan benim sonuçta hayret bişi'' diye atarlanıyodum içimden.
26 Mayıs 2012 Cumartesi
24 Mayıs 2012 Perşembe
Reklamcıinsankişisi dişçide
herşey 2 yıl önce nalet bi dişçiye gitmemle başladı. gitmez olaydım. tam 1,5 yıl boyunca bir insanın hayatı nasıl karartılır'ın dersini verdi kadın resmen. ben de artık nasıl beslendiysem, ya da beslenemediysem, dişlerim birer birer tedavi altına alındılar.
hayatımı karartacağını o zamanlar bilmediğim kadını daha ilk gördüğümde gözüm tutmamıştı zaten. mıymıntı, kasıntı, tipsiz bişey. bi insanı baştan sevemediysem bi türlü sevemiyorum, sonradan sevmeye çalışsam da bu sadece boş bi çaba oluyor. her neyse, 1,5 yıl boyunca kadın beni kelimenin tam anlamıyla mafetti. dolguydu kanaldı derken tekerrr tekerr dişlerime göz koydu alçak. üstelik o kadar kendini övüp ''Çapa mezunuyum ben;)'' diye ortalarda gezinmesini bilirken önce bi röntgen çektirmeyi akıl edememiş haspam. noldu, muayene etmeden direk şappadanak iltihaplı dişe yumuldu dolguydu kanaldı ortaya karışık bi güzel haybeye acı çektim. ağzıma bi güzel s.tıktan sonra ''aa dimi biz röntgen çekseydik keşke'' demez mi bir de. ah çok pardon ya ağzıma s.çmadan önce sölicektim sana bebişim bi röntgen mi çeksek senle diye ama unuttum işte aptal kafam! Allah sana diploma vermiş ama işte herşey de diplomayla olmuyor maalesef. ve ne yazık ki senin gibi gerizekalılar doktor oluyor. bir dişçi için diş nasıl bi hazineyse artık, adam dişçi olduğunun saniyesinde birilerinin dişlerini çekmek için ordan oraya koşuyor kafayı dişle bozuyolar anlıycağın. na işte benim dişçi kadın da aynen öyleydi. tedavi adı altında benim bi güzel dişlerimi mafetti gitti. geriye ne mi kaldı, 1 yıl sonra bugün hayatımda ilk kez dişimi çektim.
birkaç haftadır geçen sene kanal tedavisine başladığım dişim resmen küfretmeye başlamıştı. bakıyorum bişi yerken dolgusu düşüyor, yavaş yavaş içindeki bütün dolguyu attı içini bi güzel boşalttı ve her yediğim hoop gitti oraya saklandı. en kötüsü de soğuk bişi yediğinde sızlaması. ben de herşeyi ertelemeye bayılan bi tipim, aman yeaa pfff diye diye öyle bi erteledim ki dün artık diş sallanmaya başladı. yemin ediyorum bildiğin sallanıyo. tırstım o taraftan yememeye çalışıyorum filan ama o haldeyken bile meyveye abanacak kadar da pisboğazım. sen eriği dişle, o sallanan dişin bi tarafı kopsun. kaldım bi tarafı sallanan dişle, düştü düşecek. saat olmuş gece yarısı, şimdi kalkıp dişçiye de gidemezsin. nolur sabahı edelim bak söz yarın ayrılcaz diye bildiğin dişime yalvarmaya başladım. ama yalvarırken bi yandan da kirazları erikleri götürüyorum.
neyse ben sakinleşip uyudum sabah kalktım diş filan aklımda değil sonra ampul yandı benim bi aklıma geldi bu, koştum banyoya gittim oh be gitmemiş tamam diye içim rahatladı. kahvaltı yaptım 89 tane ayrı yerden günlük burç yorumuma baktım filan oyalanıyorum hiç dişçiye gidesim yok acayip üşeniyorum nassıl uykum var deli gibi. ama başka yolu yok gayet de paşalar gibi gitcen valla diş her an kopup gelcek günahlarından. elim mahkum, ayaklarımı sürüyerek düştüm yola. ama o da ne! ...
yazının devamı çok fazla pek yakında :)
hayatımı karartacağını o zamanlar bilmediğim kadını daha ilk gördüğümde gözüm tutmamıştı zaten. mıymıntı, kasıntı, tipsiz bişey. bi insanı baştan sevemediysem bi türlü sevemiyorum, sonradan sevmeye çalışsam da bu sadece boş bi çaba oluyor. her neyse, 1,5 yıl boyunca kadın beni kelimenin tam anlamıyla mafetti. dolguydu kanaldı derken tekerrr tekerr dişlerime göz koydu alçak. üstelik o kadar kendini övüp ''Çapa mezunuyum ben;)'' diye ortalarda gezinmesini bilirken önce bi röntgen çektirmeyi akıl edememiş haspam. noldu, muayene etmeden direk şappadanak iltihaplı dişe yumuldu dolguydu kanaldı ortaya karışık bi güzel haybeye acı çektim. ağzıma bi güzel s.tıktan sonra ''aa dimi biz röntgen çekseydik keşke'' demez mi bir de. ah çok pardon ya ağzıma s.çmadan önce sölicektim sana bebişim bi röntgen mi çeksek senle diye ama unuttum işte aptal kafam! Allah sana diploma vermiş ama işte herşey de diplomayla olmuyor maalesef. ve ne yazık ki senin gibi gerizekalılar doktor oluyor. bir dişçi için diş nasıl bi hazineyse artık, adam dişçi olduğunun saniyesinde birilerinin dişlerini çekmek için ordan oraya koşuyor kafayı dişle bozuyolar anlıycağın. na işte benim dişçi kadın da aynen öyleydi. tedavi adı altında benim bi güzel dişlerimi mafetti gitti. geriye ne mi kaldı, 1 yıl sonra bugün hayatımda ilk kez dişimi çektim.
birkaç haftadır geçen sene kanal tedavisine başladığım dişim resmen küfretmeye başlamıştı. bakıyorum bişi yerken dolgusu düşüyor, yavaş yavaş içindeki bütün dolguyu attı içini bi güzel boşalttı ve her yediğim hoop gitti oraya saklandı. en kötüsü de soğuk bişi yediğinde sızlaması. ben de herşeyi ertelemeye bayılan bi tipim, aman yeaa pfff diye diye öyle bi erteledim ki dün artık diş sallanmaya başladı. yemin ediyorum bildiğin sallanıyo. tırstım o taraftan yememeye çalışıyorum filan ama o haldeyken bile meyveye abanacak kadar da pisboğazım. sen eriği dişle, o sallanan dişin bi tarafı kopsun. kaldım bi tarafı sallanan dişle, düştü düşecek. saat olmuş gece yarısı, şimdi kalkıp dişçiye de gidemezsin. nolur sabahı edelim bak söz yarın ayrılcaz diye bildiğin dişime yalvarmaya başladım. ama yalvarırken bi yandan da kirazları erikleri götürüyorum.
neyse ben sakinleşip uyudum sabah kalktım diş filan aklımda değil sonra ampul yandı benim bi aklıma geldi bu, koştum banyoya gittim oh be gitmemiş tamam diye içim rahatladı. kahvaltı yaptım 89 tane ayrı yerden günlük burç yorumuma baktım filan oyalanıyorum hiç dişçiye gidesim yok acayip üşeniyorum nassıl uykum var deli gibi. ama başka yolu yok gayet de paşalar gibi gitcen valla diş her an kopup gelcek günahlarından. elim mahkum, ayaklarımı sürüyerek düştüm yola. ama o da ne! ...
yazının devamı çok fazla pek yakında :)
20 Mayıs 2012 Pazar
yemek yemekle ciddi düşünüyorum
spora başlamamın üstünden sadece ama sadece 66 gün geçti. ıkındım tıkındım çok çabaladım ama hala 3 ay olmadı. zaman her zaman çok hızlıydı da ben spora başladım ya bi durmalar bi yerinde saymalar. delice sabretmekteyim.
son yazının üstünden epey zaman geçmiş, e arada bi sürü şeyler oldu. mesela ben yine yemeye tam gaz devam. yani öyle yok efendim spora başladım gelsin salatalar gitsin ananas suları filan değil basbayağı kafama göre takılıyorum. ama tabi özellikle son günlerde gece acıkınca kendime küfretmeye başladım bi umut ışığı az da olsa var yani. ama bazen o küfrü alıp bi güzel hoop anında U dönüşü yaparak evrene yöneltiyorum. nedir bana garezin, neden ben gece acıktığımda bişi yiyemiyorum diye bi iki söyleniyorum ama kısa sürüyor ben direk sucuk ekmeğe filan kafamı çoktan gömmüş oluyorum.
artık ciddi ciddi düşünmeye başladım. annem bana hamileyken nasıl beslendi acaba? hakkaten bak, hayır çünkü başka türlü bi açıklaması olamaz yani. gerçekten ilginç bi acıkma biçimim var çünkü. kahvaltıdan nefffret ederim yeni yeni sevmeye çalışıyorum 22 yılın sonunda, öğlen desen eeehh çok acıkmam sırf midem kazınıyo diye iki bişey atarım, akşam da öyle çok şeyolmaz ama abi saatler 11'i geçti mi benim şalter atıyo anında evrim geçiriyorum. Allah beni nasıl yaratmış töbe yarebbi yanlış da anlaşılmasın sözlerim hiç yoktan kim vurduya gidip maymuna filan dönmeyelim şimdi Allah koru yarebbi ona diyecek sözüm yok eyvallah da, ben nasıl bi insanım olm insan mıyım acebaa?! iştahım da zaten tam ciddi ciddi spor yapmaya başladım ya hemen artsın rekor kırsın hiç bu fırsatı kaçırmasın.
beklediğin şeyler sen onları beklemediğin zaman oluyo ya hani, ben de acaba acıkacağımı düşünmesem acıkmaz mıyım bu mudur asdfgsaf açlık başıma vurdu yemin ediyorum gerizekalı moda bağladım. gidip yastığıyla, arabasıyla hatta Eyfel'le nikah kıyan tipler gibi ben de gidip mantıyla waffle'la nikah kıycam o olcak. valla oraya doğru gidiyorum başka türlü bi son kesmez beni.
son yazının üstünden epey zaman geçmiş, e arada bi sürü şeyler oldu. mesela ben yine yemeye tam gaz devam. yani öyle yok efendim spora başladım gelsin salatalar gitsin ananas suları filan değil basbayağı kafama göre takılıyorum. ama tabi özellikle son günlerde gece acıkınca kendime küfretmeye başladım bi umut ışığı az da olsa var yani. ama bazen o küfrü alıp bi güzel hoop anında U dönüşü yaparak evrene yöneltiyorum. nedir bana garezin, neden ben gece acıktığımda bişi yiyemiyorum diye bi iki söyleniyorum ama kısa sürüyor ben direk sucuk ekmeğe filan kafamı çoktan gömmüş oluyorum.
artık ciddi ciddi düşünmeye başladım. annem bana hamileyken nasıl beslendi acaba? hakkaten bak, hayır çünkü başka türlü bi açıklaması olamaz yani. gerçekten ilginç bi acıkma biçimim var çünkü. kahvaltıdan nefffret ederim yeni yeni sevmeye çalışıyorum 22 yılın sonunda, öğlen desen eeehh çok acıkmam sırf midem kazınıyo diye iki bişey atarım, akşam da öyle çok şeyolmaz ama abi saatler 11'i geçti mi benim şalter atıyo anında evrim geçiriyorum. Allah beni nasıl yaratmış töbe yarebbi yanlış da anlaşılmasın sözlerim hiç yoktan kim vurduya gidip maymuna filan dönmeyelim şimdi Allah koru yarebbi ona diyecek sözüm yok eyvallah da, ben nasıl bi insanım olm insan mıyım acebaa?! iştahım da zaten tam ciddi ciddi spor yapmaya başladım ya hemen artsın rekor kırsın hiç bu fırsatı kaçırmasın.
beklediğin şeyler sen onları beklemediğin zaman oluyo ya hani, ben de acaba acıkacağımı düşünmesem acıkmaz mıyım bu mudur asdfgsaf açlık başıma vurdu yemin ediyorum gerizekalı moda bağladım. gidip yastığıyla, arabasıyla hatta Eyfel'le nikah kıyan tipler gibi ben de gidip mantıyla waffle'la nikah kıycam o olcak. valla oraya doğru gidiyorum başka türlü bi son kesmez beni.
10 Mayıs 2012 Perşembe
Erkekler...
çemkirip duruyoruz, umut ediyoruz, sabrediyoruz, bi mucize bekliyoruz ama olmuyor. erkekler değişmiyor!
istediğimiz kadar öküzlüklerinden dem vuralım, en iyisinin canı çöplükte bitsin diyelim, köküne kibrit suyu ekelim bizimki susuz havuzda kürek çekmek, bizimki düpedüz koşu bandında karşıdan karşıya geçmek. böyle gelmiş böyle gidecek.
en heyecanlı başladığın hikayede bile ''acaba benim verdiğim değeri hakediyor mu'' sorusunu sormaya başladığın an tamamdır, sen çoktan pişman olmuşsun geçmiş olsun. yeryüzündeki hiçbir erkek yok ki sana bu soruyu sordurmasın. çünkü onlar yaratılırken bişiler öyle bi programlanmış ki japon bilimadamları çıkıp ''öküz olmayan erkek icat ettik. valla da billa da öküz değil. asla aldatmıyor. üstelik bide romantik ki sorma'' dese inanmıycan çünkü yok öyle bi dünya. eminim ki o ölüp bittiğimiz Biscolata erkekleri bile hayatlarında en az bir defa küfür yemişlerdir. yani neymiş, başlardaki o heyecan yalan dolan, sen o kelebekleri birkaç gün sonra gör. bak bakalım kelebek kalmış mı. kaldıysa eyvallah. ama hiç sevinme bebeğim, bu o kelebeklerin hakkın rahmetine kavuşmayacağı anlamına gelmiyor, seninkiler sanırım japonlar. bilirsin japonlar daha uzun yaşıyorlar.
belki de bilinçaltımıza hep o romantik filmler doğum lekesi gibi iz bıraktı, ah o filmler var ya, hepsi de kız düşmanı. istiyorlar ki erkekler hep bizi yensin, istiyorlar ki ben burda böyle çıldırayım milleti ayaklandırayım. olmuyor, rahat duramıyor, yerinde kalamıyor bu filmler. her yerde karşımıza çıkıp bize öyle erkeklerin olduğunu söyleyip yalan söylüyor. ve nasıl oluyor da hala hevelisiyiz romantik filmler izlemeye. biz belki de yalanlara inanmak istiyoruz.
hiç düşündün mü, başlarda 'dünyadaki en romantik, en sadık, en tatlı' olan adam sadece birkaç gün sonra nasıl oluyor da tanımadığın birine dönüşüyor. cevap basit: köprüyü geçene kadar ayı her zaman dayı olarak kalacak, köprü geçildikten sonra yuvasına geri dönecektir, ayılık makamına. o süre senin pür-i pak olduğun süre işte, aptallığınla ortalarda dayılık tasladığın. haberin yok tabi aptal olduğundan. canım benim, biricik hemcinsim. fakat köprü geçilir ve bingo! evrim gerçekleşir ve tıpkı dolunayı görünce kılları çıkıp tırnakları uzayan kurt adam gibi, saat gece 12'yi vurunca bal kabağına dönen araba gibi o 'mükemmel erkek' artık 'mükemmel' değildir. o eski halinden eser yoktur ve sen ızdırap içinde yalnız kaldığınla kalırsın.
ps. sadece benim karşıma çıkanların böyle olduğuna inanmak isterdim. ama pastadan aldığın bir dilimin tadı bütün pasta için geçerli.
en heyecanlı başladığın hikayede bile ''acaba benim verdiğim değeri hakediyor mu'' sorusunu sormaya başladığın an tamamdır, sen çoktan pişman olmuşsun geçmiş olsun. yeryüzündeki hiçbir erkek yok ki sana bu soruyu sordurmasın. çünkü onlar yaratılırken bişiler öyle bi programlanmış ki japon bilimadamları çıkıp ''öküz olmayan erkek icat ettik. valla da billa da öküz değil. asla aldatmıyor. üstelik bide romantik ki sorma'' dese inanmıycan çünkü yok öyle bi dünya. eminim ki o ölüp bittiğimiz Biscolata erkekleri bile hayatlarında en az bir defa küfür yemişlerdir. yani neymiş, başlardaki o heyecan yalan dolan, sen o kelebekleri birkaç gün sonra gör. bak bakalım kelebek kalmış mı. kaldıysa eyvallah. ama hiç sevinme bebeğim, bu o kelebeklerin hakkın rahmetine kavuşmayacağı anlamına gelmiyor, seninkiler sanırım japonlar. bilirsin japonlar daha uzun yaşıyorlar.
belki de bilinçaltımıza hep o romantik filmler doğum lekesi gibi iz bıraktı, ah o filmler var ya, hepsi de kız düşmanı. istiyorlar ki erkekler hep bizi yensin, istiyorlar ki ben burda böyle çıldırayım milleti ayaklandırayım. olmuyor, rahat duramıyor, yerinde kalamıyor bu filmler. her yerde karşımıza çıkıp bize öyle erkeklerin olduğunu söyleyip yalan söylüyor. ve nasıl oluyor da hala hevelisiyiz romantik filmler izlemeye. biz belki de yalanlara inanmak istiyoruz.
hiç düşündün mü, başlarda 'dünyadaki en romantik, en sadık, en tatlı' olan adam sadece birkaç gün sonra nasıl oluyor da tanımadığın birine dönüşüyor. cevap basit: köprüyü geçene kadar ayı her zaman dayı olarak kalacak, köprü geçildikten sonra yuvasına geri dönecektir, ayılık makamına. o süre senin pür-i pak olduğun süre işte, aptallığınla ortalarda dayılık tasladığın. haberin yok tabi aptal olduğundan. canım benim, biricik hemcinsim. fakat köprü geçilir ve bingo! evrim gerçekleşir ve tıpkı dolunayı görünce kılları çıkıp tırnakları uzayan kurt adam gibi, saat gece 12'yi vurunca bal kabağına dönen araba gibi o 'mükemmel erkek' artık 'mükemmel' değildir. o eski halinden eser yoktur ve sen ızdırap içinde yalnız kaldığınla kalırsın.
ps. sadece benim karşıma çıkanların böyle olduğuna inanmak isterdim. ama pastadan aldığın bir dilimin tadı bütün pasta için geçerli.
2 Mayıs 2012 Çarşamba
niyette değil diyetteyim bebeyim - 2
yok yok ben anlıycağımı anladım. valla ya eminim artık, ben diyet miyet yapamam! olmuyor yani yapcak bişi yok. yapamıyorum öyle motomot, robot gibi bi listeye bağlı kalamıyorum. kendimi bildim bileli 'diyet' adı altında türlü aç kalmalar, suya meyveye abanmalarla iki günde bir beden inceleceğimi sandım durdum. ta ki bu seneye kadar. ve 1,5 ay önce belki de hayatımda ilk kez ciddi ciddi inanıp diyet yapmak istedim. yine olmadı, yine hüsran...
bi kere o diyet listesi denen şey öyle salak saçma şeylerle doldurulmuş ki.. adam mesela sana diyoki, git diyo öğle yemeğinde şunu şunu ye. dediği şeyler de gidip okul köşelerinde kampüs kantinlerinde yenecek türden şeyler değil. hadi diyelim öğleyi hallettin, bunun öğün araları var. her dakka ağzımın kenarında grisini, diyet piskevüt, meyve çöpü yada benzeri şeylerin kırıntıları olmak zorunda. adam resmen bunu emrediyo! hadi diyelim onları da şeyaptın, e akşam yemeği nasıl olcak? saymış da saymış, üstelik gramlarıyla. üşenmemiş gramlarını da tıkır tıkır yazmış yaa. bi kere evde ne pişerse onu yiyorum, kalkıp gram gram yemek pişiremem valla sori. Allah ne verdiyse, mutfakta pişen bize de düşer misali oturup misler gibi anamın yemeğine abanırım valla kimse kusura bakmasın. hayret bişey. evcilik oynuyoruz sanki burda.
hocam bari diyet listesini attığın mailde o zalım sözleri sarfetmeseydin. bak aynen şunları demiş: Selam... Diyetini birebir uygula ve sabırlı ol!! hadi göriim seni.. görcen tabi başka napcan. biliyo tabi mideme söz geçiremiyorum, bu tombiş kollar simitler mümkün değil bir günde erisin, biliyo tabi daha uzunca bi süre beraberiz, yolumuz uzun, yazar tabi göriyim diye. maalesef hocam, benden kolay kolay kurtulamıycaksın :/ bak ama ilk cümle beni benden aldı: diyetini birebir uygula! hiç aksatmadan o diyeti birebir 2 gün yapsam vereceğim 5 kiloyu şimdiye çoktan vermiştim, ama işte nerde bende o istikrar o kararlılık. öyle hırs olsa bende, zaten spora gitmez, diyet köşelerinde sürünmezdim. sabırlı ol'u da eklemeden edememiş. cınım ya. ah be hocam sabır bende ne gezer.. yanlış ata oynuyosun sen.
velhasıl.. 1,5 ayı devirdik devirmesine de, ben hala bir an önce kilomu verip köşeme çekilip yoluma kaldığım yerden devam etme derdindeyim. al sana sabrın kralı! hayatta hiçbir şey kolay olmuyor, kolay olan şeylerin de zaten bir anlamı olmuyor ama, şu 1,5 ay ömrümden ömür aldı diyebilirim. bişeyi beklerken delicesine sabırsızlanan bi tipim ben, 1,5 ayda zar zor 5 kilocuk verdim o da kim bilir su mudur, saunaya girdiğim için boşalan ter midir bilinmez. eskiden çok pisboğaz bi tiptim şimdi yemek yemeğe üşeniyorum, daha doğrusu buna vicdan azabı da diyebiliriz. çocuğumu kesip gelmişim gibi bi his töbe töbe. ama en çok da yeme eyleminden tiksindim yemin ederim. hocanın o her derste ben orda ölüp ölüp dirilirken gözüme ''ee kolay mı sanıyosun, yedin yedin noldu şimdi'' bakışı zayıflayacağıma olan 2 gr umudumu da şıp diye yutuyor gidiyor. diyet listesi hazırlarken o kadar gram gram hesap kitap peşinde koşcaana 2 gr umut vereydin şimdiye vereceğim kiloları çoktan vermiştim hoca.
ps. bi ara tombiş tombiş insanların yarıştığı yeni bir hayat programına başvurmak aklımdan geçmedi değil hani
bi kere o diyet listesi denen şey öyle salak saçma şeylerle doldurulmuş ki.. adam mesela sana diyoki, git diyo öğle yemeğinde şunu şunu ye. dediği şeyler de gidip okul köşelerinde kampüs kantinlerinde yenecek türden şeyler değil. hadi diyelim öğleyi hallettin, bunun öğün araları var. her dakka ağzımın kenarında grisini, diyet piskevüt, meyve çöpü yada benzeri şeylerin kırıntıları olmak zorunda. adam resmen bunu emrediyo! hadi diyelim onları da şeyaptın, e akşam yemeği nasıl olcak? saymış da saymış, üstelik gramlarıyla. üşenmemiş gramlarını da tıkır tıkır yazmış yaa. bi kere evde ne pişerse onu yiyorum, kalkıp gram gram yemek pişiremem valla sori. Allah ne verdiyse, mutfakta pişen bize de düşer misali oturup misler gibi anamın yemeğine abanırım valla kimse kusura bakmasın. hayret bişey. evcilik oynuyoruz sanki burda.
hocam bari diyet listesini attığın mailde o zalım sözleri sarfetmeseydin. bak aynen şunları demiş: Selam... Diyetini birebir uygula ve sabırlı ol!! hadi göriim seni.. görcen tabi başka napcan. biliyo tabi mideme söz geçiremiyorum, bu tombiş kollar simitler mümkün değil bir günde erisin, biliyo tabi daha uzunca bi süre beraberiz, yolumuz uzun, yazar tabi göriyim diye. maalesef hocam, benden kolay kolay kurtulamıycaksın :/ bak ama ilk cümle beni benden aldı: diyetini birebir uygula! hiç aksatmadan o diyeti birebir 2 gün yapsam vereceğim 5 kiloyu şimdiye çoktan vermiştim, ama işte nerde bende o istikrar o kararlılık. öyle hırs olsa bende, zaten spora gitmez, diyet köşelerinde sürünmezdim. sabırlı ol'u da eklemeden edememiş. cınım ya. ah be hocam sabır bende ne gezer.. yanlış ata oynuyosun sen.
velhasıl.. 1,5 ayı devirdik devirmesine de, ben hala bir an önce kilomu verip köşeme çekilip yoluma kaldığım yerden devam etme derdindeyim. al sana sabrın kralı! hayatta hiçbir şey kolay olmuyor, kolay olan şeylerin de zaten bir anlamı olmuyor ama, şu 1,5 ay ömrümden ömür aldı diyebilirim. bişeyi beklerken delicesine sabırsızlanan bi tipim ben, 1,5 ayda zar zor 5 kilocuk verdim o da kim bilir su mudur, saunaya girdiğim için boşalan ter midir bilinmez. eskiden çok pisboğaz bi tiptim şimdi yemek yemeğe üşeniyorum, daha doğrusu buna vicdan azabı da diyebiliriz. çocuğumu kesip gelmişim gibi bi his töbe töbe. ama en çok da yeme eyleminden tiksindim yemin ederim. hocanın o her derste ben orda ölüp ölüp dirilirken gözüme ''ee kolay mı sanıyosun, yedin yedin noldu şimdi'' bakışı zayıflayacağıma olan 2 gr umudumu da şıp diye yutuyor gidiyor. diyet listesi hazırlarken o kadar gram gram hesap kitap peşinde koşcaana 2 gr umut vereydin şimdiye vereceğim kiloları çoktan vermiştim hoca.
ps. bi ara tombiş tombiş insanların yarıştığı yeni bir hayat programına başvurmak aklımdan geçmedi değil hani
26 Nisan 2012 Perşembe
Reklamcıinsankişisi doktorda
son 1 haftadır gözümü ne zaman açsam doktordayım. yok yok çok şükür mühim bişi yok, sıradan rutin kontroller sadece. ama artık nasıl oluyosa, hastaneden girdiğim an hoop diye hasta psikolojisine giriveriyorum.
geçen hafta hastanede işimiz vardı. dedim gelmişken ben de kontrole gireyim. sanırsın lunaparktayım ''aa şuraya da gireyim, aa bak kardiyoloji, uu ordaki dahiliye mi aman Tanrım!'' diye salak salak havaya girdim. bazen kendime ben bile inanamıyorum yemin ederim. neyse girdim, doktor teşhisi koydu söyliceğini söyledi çıktık. kesmedi tabi. ne zamandır boynumda feci bir ağrı, tam ortadaki kemik yanıyo filan. nedir diye doktora gitmek de kısmet olmamıştı ne güzel hazır hastanedeyiz, karşımızda da nöroşirurji doktorunun odası. hemen kafamın üstünde ampul yandı ''zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var'' dedim ve girdik. başladım anlatmaya böyle böyle anlattım şikayetimi. yeni aldığı oyuncağını kurcalayan orasına burasına vuran çocuklar gibi adam başladı kolumu çekmeye itmeye bişiler yapıyo demir bi çubuk aldı dirseğime dizime filan vuruyo. gülmemek için zor tutuyorum kendimi. hayır şimdi krize girsem deli sancak ''ya cınım sori, seni psikiyatriye sevkediyorum'' diycek diye tuttum kendimi napiyim. neyse sonunda bitti adam masasına oturdu ben de kalktım ayağa. ''röntgen çek gel'' dedi. hobaa ordan oraya oyuncak olduk adamlara diyorum içimden, girdim röntgen odasına. her zamanki klasik muhabbet ''takı toka küpe kolye metal eşyalar zıkkımın kökü yok dimi'' adam bunu dedi ya, o an kendimden tiksindim. saçımdan tel tokalar çıkıyo, ellerimde rahmetli Barış Manço görse takdir edecek kadar yüzükler, kulağımda küpeler falan yuh lan bitmiyo. tipik bir takı hastasıyım, tam da hastanedeyim, hasta ve hastane uyumu filan vaay güzel uyum şşş çaktırma filan diycektim ki derken sonunda adam geldi makinayı göstererek ''başınızı dayayın'' dedi gitti. yanına gittim makinanın sırtımı dayadım yanağımı yapıştırdım yok olmadı, önünde minik merdiven gibi bişey var, ona çıksam boyum deve gibi olcak, çıkmasan alçakta kalıyosun spastik gibi birkaç saniye makinayla bakıştım ama artık dayanamayıp odadan çıktım adama sordum ''yaa bu nası olcak başımı mı dayıycam:/'' geldi anlattı gitti. sonra tekrar geldi kafamı yana alıyo sola kaydırıyo filan kukla gibi o da oynattı yani anlıycağın. duygularımnan oynadılar insanfsızlar :( kaderimde bu da mı vardı yarebbim diye çıktım gittim.
Çaresiz derdimin sebebi belli, dermanı yaramda arama doktor
ve bugün.. geçen hafta çektiğim röntgeni nöroşirurji doktoruna göstermek için sabah düştük yola. adamın bölümü de öyle bi bölüm ki doğru mu yazdım acaba diye yavaş yavaş teker teker yazıyorum şu an. annemle babam yukarı çıktılar ben röntgeni aldım doktorun kapısındayım. 6 sene tıp eğitimi aldım ya doktorum zaten, kağıtta yazanı anlamaya çalışıyorum. şıp diye teşhisi koycakmışçasına gözlerimi kısıp okuyorum. adamlar da öyle bi umursamamışlar ki 2 satır şey yazıyo sadece:
Servikal lordoz düzleşmiştir.
Vertebra korpus yükseklikleri ve intervertebral eklem aralıkları tabidir.
2. cümle gene iyi bişey diyor gibi göründü gözüme. hee tamam dedim ama ilki pek o kadar aydınlık görünmedi içimden bi ses ''olm düzleşmiş filan diyo küfreder gibi. hayırrr kemiklerime fön çekmişler yarebbim! ay yok Allah'ım korusun bişi değildir inşallah'' aklım o düzleşmiş lafında bunları sayıklarken babam geldi girdik odaya. adam 2 saat bilgisayarda bişiler yapıyo ''napıyo lan bu solitaire'e filan mı daldı naptı allahımm ben burda röntgen sonuçlarımla gelmişim belgelerle konuşuyorum adamın bilmemneresinde değil.'' diye düşünüyorum. pıtı pıtı tuşlara basıyo defterine bakıyo derken sonunda başını kaldırdı gerçek dünyaya indi. sonucuma bakıp gayet sıradan bir ses tonuyla ''bişi yok yeaa sadece adale gerilmesi var'' yalana bak düzleşmiş diyo orda adam oturma yerlerinden uydurmuyosa ne olayım diye düşünürken birkaç ilaç, bide boyun egzersizleri verdi düzelmezse fizik tedaviye başlarız dedi çıktık.
ama benim için hiçbir şey bitmemişti. bu hesap burda bitmez deyip eve gelince hemen internetten araştırmaya başladım. ve bulduğum sonuçlar maalesef boynumda düzleşme olduğunu söylüyordu. bide isim vermişler gerizekalılar yazın işte boynun düzleşmiş diye. hayır yani o kadar tırstım allam boyun fıtığı mı oldum acaba diye evham yaptım hep boşuna. büyütülecek birşey değilmiş allahtan, birkaç hafta egzersizle filan iyi olabilirmiş ama dikkat etmezsem boyun fıtığına çevirebilirmiş. Allah korusun tabi, yeter ki bişi olmasın yapcaz valla egzersizdi carttı curttu. zaten elim mahkum, deli gibi spor yaptığım için onu da aradan çıkarırım. bence evren bana bi güzel hareket çekti yine, yine egzersiz hep egzersiz anasını satayım!
geçen hafta hastanede işimiz vardı. dedim gelmişken ben de kontrole gireyim. sanırsın lunaparktayım ''aa şuraya da gireyim, aa bak kardiyoloji, uu ordaki dahiliye mi aman Tanrım!'' diye salak salak havaya girdim. bazen kendime ben bile inanamıyorum yemin ederim. neyse girdim, doktor teşhisi koydu söyliceğini söyledi çıktık. kesmedi tabi. ne zamandır boynumda feci bir ağrı, tam ortadaki kemik yanıyo filan. nedir diye doktora gitmek de kısmet olmamıştı ne güzel hazır hastanedeyiz, karşımızda da nöroşirurji doktorunun odası. hemen kafamın üstünde ampul yandı ''zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var'' dedim ve girdik. başladım anlatmaya böyle böyle anlattım şikayetimi. yeni aldığı oyuncağını kurcalayan orasına burasına vuran çocuklar gibi adam başladı kolumu çekmeye itmeye bişiler yapıyo demir bi çubuk aldı dirseğime dizime filan vuruyo. gülmemek için zor tutuyorum kendimi. hayır şimdi krize girsem deli sancak ''ya cınım sori, seni psikiyatriye sevkediyorum'' diycek diye tuttum kendimi napiyim. neyse sonunda bitti adam masasına oturdu ben de kalktım ayağa. ''röntgen çek gel'' dedi. hobaa ordan oraya oyuncak olduk adamlara diyorum içimden, girdim röntgen odasına. her zamanki klasik muhabbet ''takı toka küpe kolye metal eşyalar zıkkımın kökü yok dimi'' adam bunu dedi ya, o an kendimden tiksindim. saçımdan tel tokalar çıkıyo, ellerimde rahmetli Barış Manço görse takdir edecek kadar yüzükler, kulağımda küpeler falan yuh lan bitmiyo. tipik bir takı hastasıyım, tam da hastanedeyim, hasta ve hastane uyumu filan vaay güzel uyum şşş çaktırma filan diycektim ki derken sonunda adam geldi makinayı göstererek ''başınızı dayayın'' dedi gitti. yanına gittim makinanın sırtımı dayadım yanağımı yapıştırdım yok olmadı, önünde minik merdiven gibi bişey var, ona çıksam boyum deve gibi olcak, çıkmasan alçakta kalıyosun spastik gibi birkaç saniye makinayla bakıştım ama artık dayanamayıp odadan çıktım adama sordum ''yaa bu nası olcak başımı mı dayıycam:/'' geldi anlattı gitti. sonra tekrar geldi kafamı yana alıyo sola kaydırıyo filan kukla gibi o da oynattı yani anlıycağın. duygularımnan oynadılar insanfsızlar :( kaderimde bu da mı vardı yarebbim diye çıktım gittim.
Çaresiz derdimin sebebi belli, dermanı yaramda arama doktor
ve bugün.. geçen hafta çektiğim röntgeni nöroşirurji doktoruna göstermek için sabah düştük yola. adamın bölümü de öyle bi bölüm ki doğru mu yazdım acaba diye yavaş yavaş teker teker yazıyorum şu an. annemle babam yukarı çıktılar ben röntgeni aldım doktorun kapısındayım. 6 sene tıp eğitimi aldım ya doktorum zaten, kağıtta yazanı anlamaya çalışıyorum. şıp diye teşhisi koycakmışçasına gözlerimi kısıp okuyorum. adamlar da öyle bi umursamamışlar ki 2 satır şey yazıyo sadece:
Servikal lordoz düzleşmiştir.
Vertebra korpus yükseklikleri ve intervertebral eklem aralıkları tabidir.
2. cümle gene iyi bişey diyor gibi göründü gözüme. hee tamam dedim ama ilki pek o kadar aydınlık görünmedi içimden bi ses ''olm düzleşmiş filan diyo küfreder gibi. hayırrr kemiklerime fön çekmişler yarebbim! ay yok Allah'ım korusun bişi değildir inşallah'' aklım o düzleşmiş lafında bunları sayıklarken babam geldi girdik odaya. adam 2 saat bilgisayarda bişiler yapıyo ''napıyo lan bu solitaire'e filan mı daldı naptı allahımm ben burda röntgen sonuçlarımla gelmişim belgelerle konuşuyorum adamın bilmemneresinde değil.'' diye düşünüyorum. pıtı pıtı tuşlara basıyo defterine bakıyo derken sonunda başını kaldırdı gerçek dünyaya indi. sonucuma bakıp gayet sıradan bir ses tonuyla ''bişi yok yeaa sadece adale gerilmesi var'' yalana bak düzleşmiş diyo orda adam oturma yerlerinden uydurmuyosa ne olayım diye düşünürken birkaç ilaç, bide boyun egzersizleri verdi düzelmezse fizik tedaviye başlarız dedi çıktık.
ama benim için hiçbir şey bitmemişti. bu hesap burda bitmez deyip eve gelince hemen internetten araştırmaya başladım. ve bulduğum sonuçlar maalesef boynumda düzleşme olduğunu söylüyordu. bide isim vermişler gerizekalılar yazın işte boynun düzleşmiş diye. hayır yani o kadar tırstım allam boyun fıtığı mı oldum acaba diye evham yaptım hep boşuna. büyütülecek birşey değilmiş allahtan, birkaç hafta egzersizle filan iyi olabilirmiş ama dikkat etmezsem boyun fıtığına çevirebilirmiş. Allah korusun tabi, yeter ki bişi olmasın yapcaz valla egzersizdi carttı curttu. zaten elim mahkum, deli gibi spor yaptığım için onu da aradan çıkarırım. bence evren bana bi güzel hareket çekti yine, yine egzersiz hep egzersiz anasını satayım!
19 Nisan 2012 Perşembe
niyette değil diyetteyim bebeyim
bugünlerde sen de delirmişsin ben diyeyim çıldırmışım öyle hallerdeyim. şu zayıflama mevzusuna fena halde takıp kafayı sıyırmak çok güzel oldu. zayıflamak, spor, incelmek, kalori laflarını duyduğumda farları yakıp gaza basmaya başlıyorum ve uçuşa hazırız! herşeyde olduğu gibi bu işin de cılkını çıkardım yani. hala ve hala spora başlamamın 35. gününde olsam da yılmayacağım yorulmayacağım diye diye kendimi avutuyorum çünkü o popo gidecek başka yolu yok! yine de ne bileyim şu an spora başlamamın 6. ayında olmak isterdim mesela, hem o zaman gözle görülür bir fark olurdu hem de azmimle kendimi tebrik edebilirdim. şimdi ise günler geçerken kendimi yiyip bitiriyorum. sadece 4 kilo verdim o da artık nasıl olduysa arada kaynadı. aa dur ya, saunadandır o da. 4 kilo terdir o ya tamam şimdi anlaşıldı. onun dışında hiçbir değişiklik yok ve ben bundan nefret ediyorum! 1 haftadır spora ara verdim, bunda ''bir an önce zayıflamam gerek!'' sabırsızlığımın rolü büyük. şimdi diyeceksin ki madem sabırsızlanıyosun neden spora ara verdin? böyle de ilginç biriyim. ama işte burda devreye asıl sebep giriyor. spor diye diye gözüm başka şey göremez olmuştu. e bi okula gidelim bakalım dedim halen daha kıro gibi 'öğrenci' olduğumu hatırladım çünkü. sonra tam gaza gelip dün gidecektim ki yine bir engel! içim kan ağladı yine! hay ben senin gibi işin, lan izin filan da yok bu ne böyle her ay her ay ne geliyon bi git dedim ve ızdırap dolu 1 gün başlamış oldu. ölümlerden ölüm beğen deseler eyvallah, ama bu ölümden de beter! her neyse konumuz bu değil. spora ara verince ''tüü sen ne olmayasın! şu hale şu tipe bak gene şişti!'' şeklinde hissettiğim vicdan azabı da eksik olmadı sağolsun. yapcak başka işi yok anca benle uğraşsın o da.
şok şok! Ebru Şallı emekli mi oluyor?
son 1 aydır özellikle spora başladığım için dengeli beslenme, sağlıklı zayıflama gibi şeylere hayatımda hiç olmadığım kadar merak saldım. Allah akıl fikir versin taktım mı takıyorum. neyse allahtan iyi bişey. bugün markete girip dergi reyonuna gidince gözlerimi belertip ilk yaptığım şey üstünde hayvan gibi SAVAŞI KAZANIN! yazan bu dergiye saldırmak oldu. sırf o başlıklar bile ''EVETT! BU SAVAŞI BEN KAZANICAM!'' diye yeniçeri misali ayaklanmama yetti. hoop hemen gaza geliyorum napim. bir an önce alıcaklarımı alıp eve gitmek istedim. hemen okuyup yarın 38 beden uyanmak için. ama olmuyor tabi öyle bişi, ben hala hayal dünyasında. neyse hiç değilse gaza gelebiliyorum hala umut var yani.iş bununla bitmiyor. çevreme de ateş püskürüyorum! abartmıyorum her dk ''ekmek yeme annecim, aa o ne öyle saat kaç oldu neden yedin ki şimdi, anne yapma şöyle gözünü seveyim, aa sakın yağ koyma inanmıyorum onda nasıl kalori var şimdi'' diye annemin beynini yemeye başladım. sanırsın evde Ebru Şallı var öyle bişi oldum. valla o değil de Ebru Şallı beni görse jübile yapar kadın dertten ekmeğe abanır o kadar sağlıksız beslenme düşmanıyım, o kadar incelme aşığıyım düşün. hele bir de bugün gittiğim doktor daha önce milyon tane farklı kişiden milyon kere duyduğum klişe lafı etti: çikolatadan uzak duracaksın! ekmeğime yağ sürdü valla, işime gelir. bundan sonra çikolatanın allah tepesinden baksın inşallah yeter ki bana uzak olsun. hehe yaşasın kötülük, zayıflamamın önündeki engeller bir bir kalkıyor, hadi bakalım bomba gibi geliyorum sanırım! ^_^
ps. resimdeki dergi hayatımda gördüğüm en güzel dergi! çünkü kapağındaki bütün başlıklar sadece zayıflamak üzerine.
16 Nisan 2012 Pazartesi
ben kül yutmam, Reklamcıinsankişisiyim!
herşey geçen gün abimin laf arasında ''ingilizceyi bana sen öğreteceksin'' demesiyle başladı. bunu öyle sıradan bir şekilde söyledi ki şaka yapıyor sandım ama baya ciddiymiş.başta bir çekindim açıkçası. yani tamam ingilizcem mükemmel olabilir belki ama birine öğretebilir miyim bu konuda o kadar da emin değildim. çünkü birşeyi onu bilmeyen birine anlatmak kadar sabrımı zorlayan, kendimi yırtarcasına çıldırdığım pek az şey vardır. kesinlikle öğretmen falan olamazdım yani. allahımm hele ki çocuklar. 1 kere anlatınca asla anlamazlar çünkü daha önce hiç okumamış yazmamış adam. gel de öğret. çocuklara tapsam da hiç kusuruma bakmasınlar ben iyi bir öğretmen olamazdım. uzaktan sevmek aşkların en güzeli kesinlikle.
öğretmenim canım benim
neyse abim 1-2 gün böyle arada söyledi etti. arada da gaz vermeyi de ihmal etmedi tabi. ''canım kardeşim aferin sana'' diye fişekliyo çakal. ben de tabi havaya girdim napim tamam dedim nolcak ingilizceyi seviyorum, öğretebilirim de. sadece biraz sabır. ve ders günü geldi çattı. cumartesi akşamı ilk dersimiz başladı. nasıl söyliyim, öğrettiğin şey dil olunca, anlatıcak milyon tane şey olunca, bi gözün korkuyor bi tırsıyosun nerden başlasam diye. başa gelen çekilirmiş, haydi bismillah deyip hobarey diye bi yerden başladım artık. karşımdaki de abim düşün. yani anlattığımı anlamadığında kızamıyosun çünkü kanından canından. hadi diyelim duygusallığı bi kenara bırakıp gerçekçi olunca da yine sinirlenemiyosun çünkü adam benden büyük. iş saygısızlığa girer. tabi bi de işin utanma kısmı oldu. şöyle: evet belki beraber büyüdük, çok delice fotoğraflarımız var bilim kurgulu filan ama burda hoca olan benim ve içimden aynen şunlar geçiyor: ya kıyamam şimdi şey sanmasın, ona ingilizce öğretcem diye böbürleniyorum havalara girdim sanmasın. roller değişti gibi sonuçta. yok lan yabancı mı sanki abim sonuçta. ben kafamda bunları kurarken abim soru kalıplarıyla soru soran gözlerle bana bakıyordu.
başta dedim ya öğretemem diye, teoride kalmadık bunu pratikte de kanıtlamış olduk. derse başladıktan en fazla 5 dk sonra abim başladı mızmızlanmaya.
-ya bu ne? ne kadar karışık anlatıyosun kafam çorba oldu!
-lan bi dur bi sürü bilgi var alla alla ne kadar sabırsızsın!
-yanlış yerden başladın. hale bak ordan girip burdan çıktın..
-aeehhhhh!! tamam!! bak şimdi bla bla..
-hiçbir şey anlamadım.(bunu söylerken yüzü donuk, balık gibi gözlerle bakıyor filan hayattan soğudum yemin ediyorum)
ya bi de hiçbir şey anlamadım demiyo mu orda kendimi kesmek istedim. sanki üniversitede ingiliz öğretmenliği bölümü okuyorum. sanki tercümanlık okuyorum. Reklamcıyım ben reklamcı. 007 Reklamcıinsankişisi!
ama şimdi hakkı var, arap saçı gibi anlatış tarzım, dersi anlattığım deftere o heyecanla karman çorman yazışım, hiçbir şey anlamayan gözlerle bana baktığında daha basite indirgemek için daha da karmaşık anlatışım bunlar birleşip üstüme üstüme yürüdüler. neyse ki 20 dk sonra dersimiz bitti. ve abimle anlaştık: bundan sonra anlatacağım konuları önceden çalışıcam bana da tekrar olcak böylelikle. ama bir gerçek var: ben abim olsaydım benden ders almazdım. ama o da haklı, nerde böyle eşsiz ingilizceye sahip hoca var ki:P
10 Nisan 2012 Salı
ve Reklamcıinsankişisi spora başlar - 3
bugün spora başlamamın 26. günü. yani hala 1 ay olmadı yanarım yanarım ben buna yanarım. tıpkı o yürüyüş bandında dakikaların bir ömür olması gibi ben hala 1. ayımdayım ve bu bana çok koyuyor. 1 ayda incecik olunmuyormuş bunu görmüş oldum. o kadar inanmıştım ki başlar başlamaz şöyle en azından 2-3 kilo veririm yaae diye. evet 2-3 kilo verdim ama sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, tam tersi daha da şiştim sanki. ama çok güzel bişey oldu. artık bana yemeği hatırlatan herşeyden nefret etmeye başladım. spor kesinlikle hırs işi. yani sonuçta ben üniversiteye hazırlanırken bile malak gibi takmayan bi tiptim, değil vize finallerde bile gayet sakin hiçbir şey olmamış gibi davranabilen biriyim benden harfi harfine o diyet listesine uymamı beklersen çok yanlış bişi yapmış olursun. bende de öyle dağları taşları delecek hırs yok napim olmuyor. istiyorum ki yarın uyanınca kemiksiz 7 kilo vermiş olayım böylece spora da gerek kalmaz^_^
beni öldürmeyen güç allah senin belanı versin
evet artık sporu seviyor gibiyim, bi tek baldırlarımı yakan kollarımı eziliyomuş gibi acıtan ve hemen o an oracıkta ölüp kurtulma isteği uyandıran hareketleri saymazsak, he bide sonraki 3 gün boyunca üstümde filler savaşmış gibi ağrılar içinde olsam da, sanırım artık seviyorum evet. işin bide hoca boyutu var. kainatın en laf sokucu, en adamın bam teline basan, en düşenin dostu olmayan hocası bende. sağolsun ben orda acıların insan kişisi olmamışım gibi istisnasız her hareketimde ''yedin tabi löp löp şimdi böyle olursun'', ''yerken iyiydi dimi ahaha'', ''ee hayatın boyunca yapcaksın bunu kaçışın yok yani'' diye beynimi kıtır kıtır yiyor böyle de şanslıyım yani. mesela tam havaya girmişim ''yihuu! yaparım şimdi 1 saat cardiomu, birkaç da bişiler bi hareketler filan sonra ver elini sauna ver elini misler gibi duş'' diye böyle plan yapıyorum. hoop hoca tepemde bitiyor ''naptın yediklerini azalttın mı ne yiyosun(bok yiyorum), yürüyor musun, çikolataları yemiyoruz dimi ahahah(allahıımm çikolata mı o, he değilmiş dambılmış nalet gelsin)'' bir hal hatır sorayım yok, direk meyhane masasına dönüyor olay, ağlamak istiyorum orda. şu 26 gün hiç gün gibi değildi benim için. çünkü harbiden mevsimler geçti, bi sürü bebekler doğdu, sevgililer ayrıldı geri kalanlar yeni sevgili yaptı filan. yuh dedim az önce sayarken, bu kadarcık mı olmuş hay anasını satayım ben böyle işin. ve dün hoca öyle bi laf etti ki gel de yemek depresyonuna girme*(bkz. yemek depresyonu. en altta açıkladım bebişim)
''ohoo 1 ayda zayıflayamazsın ki unut sen onu. o kadar kolay mı?! en az 1 yıl boyunca yapcaksın ki biraz incelme olsun'' 1 yıl mı? hem de en az? üstelik 'biraz incelme' öyle mi? orda tabi beynimde küfürler boy boy sıraya girmişti bile. dedim ki kendi kendime ben de reklamcıinsankişisiysem eğer, 1 yıl dediğin süreyi 3 aya indiririm ve o 3 ayın sonunda hayal ettiğimden de ince ve zarif olurum bu da sana kapak olsun! (daha 1 saat önce ''eeahh!'' deyip öküz gibi sucuk ekmek yiyen ebemdi zaten)
*yemek depresyonu: bunda depresyonun belirtilerinden ziyade sadece yemek yemek odaklı yaşarsın. mesela uykun mu geliyor ''ya bişiler yiyim sonra yatarım'', ders mi çalışcaksın ''ohh şimdi vizenin yanında şöyle sıcak tost ayran ne süper olur ımmm'', hatta tuvalete gitmeden önce ''ya bi saniye şunu da yiyim söz gitcem'' dersin. sondakini abartmış olabilirim ama anla işte önceliğin sadece yemek olur. ayrıca daha ne örnekler var ohoo.
5 Nisan 2012 Perşembe
ve Reklamcıinsankişisi spora başlar - 2
spor maceram kaldığı yerden tüm hızıyla devam ediyor. başladığım gün beklentim çok düşüktü ne bileyim spor salonu güzel diye içindekiler de güzel olcak diye bi kaide yok diyerek ayaklarımı sürüyerek gittim. hiçbir umudum filan yoktu yani. ama evren bana lafımı resmen geri aldırdı. her zaman herşeye hazırlıklı olmak lazım. karşımda duran ne olduğunu anlayamadığım o doğaüstü varlığın bir insan olduğunu, üstelik artık aslanlar gibi üyesi olduğum spor salonunda hoca olduğunu öğrendim. adını biscolata koydum. nassıl melek bi insanmışım ki yarebbim cennet ne güzelmiş böyle dediğim saniyeler bariz cam kırılma sesi duydum. kırılan hayallerimmiş, umutlarımmış:( sevgili biscolata o sırada sarışın bir yellozla haşır neşirdi. harbiden yelloz yemin ediyorum. pis memelerini sonuna kadar açmış, alnında ERKEKLEER BURDAYIMM ;) yazıyor resmen dangalak. 1.25 boylarında hatta belki daha az ben şimdi acıdım da uzattım, 1 parmak saçı var onu da toplamış tepesinde çim adam gibi, sarışın, sağ dirseğimle itsem yere yapışcak böcek! resmen kendi içimde savaş veriyorum. zaten kıpkırmızı olmuşum, sucuk gibi olmuşum, baldırlarım lap lap titreyerek sallanıyor, dili dışarda köpek gibi nefes nefese kalmışım, asırlardır o nalet bantın üstünde yürüyorum ama daha sadece 5 dk geçmiş, başka işim yokmuş gibi şimdi de bu pis çirkin yelloz böceğe saydırıyorum, hayır yani sen nerden çıktın ki! bunlar yetmezmiş gibi bi yandan da düşüncelere dalmışım biscolatayı müzedeymişçesine inceliyorum çaktırmadan. ciddi ciddi sanat yani. Michelangelo görse ''abi bunun heykelini filan yapamam ben bu ne lan böyle!'' deyip jübile yapar. neyse şimdi biri görür abaza gibi daha fazla bakıp da rezil olmayayım derken bu bir gülümsedi. ama bana değil tabi, kime gülümsedi tahmin et. kan beynime fışkırdı tabi. adam nişanlımmış gibi bide sinirlendim trip atıp önüme döndüm.
karşıma da laaaps diye kocaman bir ayna koymuşlar dana gibi boy aynası, yine aynadaki benle başbaşa kalmıştım. dönüp dolaşıp yine aynı yere gelmek içler acısı. yine ayna yine ayna! offf sürekli aynaya bakınca da sıkılıyosun bide sen varsın karşında yeni bişey yok yani ayy ne bayık. tv desen o da baydı. adamlar bilerek feşın tv filan koymuşlar sadece, onları görüp kendimden tiksinmem için. o kızlar kürdan bacaklarıyla pıt pıt yürürken bide ben yürüyorum bantta, aynadan bakmaya tahammül edemedim sinirden kendimi yicem resmen. bide kardiyonun kötü yanı da sürekli aynı hareketi yapıyosun üff fare gibi yürü yürü nereye kadar anasını satayım bi yere varamıyosun işte daha neyin peşindesin ki. aynadan gözümü bir an olsun ayırmıyorum baldırlarımın incelişine bir çiçeğin açması gibi an be an şahit olmak için. öyle bi huy var bende, hemen o saniye incecik olcam sanki. ''uu inceldi lan ahah'' ''gerizekalı! nereye inceliyo hala aynısın löp löp'' napim bari etrafa bakayım dedim baktım biscolata ayna karşısında dambılları kaldırırken içimdeki ses bağırarak şu şarkıyı söylüyordu ''aynadaki yüzünün karşılığı benim gördün mü sevgilim buna sevda diyorlar uğrunda can veriyorlar''
biscolata gibisin bebeğim kusura bakma diyetteyim
bide işin tuhaf tarafı sporu abimlerle beraber yapıyorum! Allah belamı çoktan vermiş yani. aynı salonda, her yer ayna, nereye baksalar rahat görürler beni. en ufak bir gözüm çarpıp bakmayı geç, biscolatanın olduğu tarafta başka birşeye baksam bile 40 gün zılgıt dinlerim. kaç yaşına geldim çocuk muyum desen olmaz, bunu diyerek çocukça davranmış oluyosun zaten. demezsen siz haklısınız demiş gibi olucaksın. zor iş yani. bir diğer kötü şey, o gerizekalı halimle yani orda dana gibi hareketlerle çocuğu etkilemeyi düşünmüyorum bile. o kadar da gerçekçiyiz yani. kalkıp şıkır şıkır giyinip eyelinerlı maskaralı gözlerle çocuğa bakış atacak imkan ve yer yok, oraya da öyle gelirsen direk maskara olursun. ben o durumu baştan geçtim kendime fakir tesellisi vermeye başladım artık napiyim umut fakirin ekmeği. o eşsiz hayalgücümle teoriler üretmeye başladım. ''amann sözlülere benziyor zaten tırtt, yok ya daha genç bu var ya hayatta şu an sözlenmez ne anasının gözü, baksana tipe daha hayatımı yaşarım 30'umdan önce evlilik mi oo nooo! modunda belli.''birkaç dk böyle değişik monologlarla zaman geçti filan ama her zamanki gibi sıkıldım sonra. sıkıntıya gelemem valla sori. yemişim biscolatasını da dambılını da deyip sporuma devam ettim. sonuçta spor adanmışlık, irade, inanç olayı ve ben oraya gerekirse aynada spastik gibi görünmeyi göze alıp da gelmişim. ama sonunda o kiloları verip vaoov olucam ve şimdi kalkıp salak salak ''birazdan spora gidiyorum bana şans dileyin ^_^ '' diycek halim yok. bunlar işin şakası. ama şanslı olduğum da ortada. kimin spor salonunda böyle manzara var?
ps.1: hem diyete başlayıp hem de spor yaparken biscolataya maruz kalmak gibisi yok(slogan gibi oldu farkındayım. her zaman her yerde reklamcı olduğumu illa belli edicem yaa çok süperim).
ps.2: biscolataya bakmak sevaptır. boşuna cennete gittim demedik heralde. kıps.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







